Muharrem kimileri
için matem ayıdır, kimileri içinse telaş ayı. Zilhicce’den Muharrem’e ilerlediğimiz şu günlerde Türkiye siyasetinde yine ev ödevlerini ihmal etmiş bir öğrencinin mahcubiyeti söz konusu. Aleviler’in eşit yurttaşlık taleplerine, temel hak ve özgürlüklerine ilişkin tatmin edici tek bir adım atmayı beceremeyen bir hükümet ve meclis, Kadıköy’deki yüzbinleri duymamakta ısrarcı. Siyasi partilerimiz gerekli yasal ve anayasal değişiklikler için ortak bir adım atmaktansa, Aleviler’i en çok sevenin kendileri olduğunu haykırmaya devam ediyorlar.





âdet olduğu üzere, Alevi açılımı lakırdılarıyla idrak edecek. Ama görülen o ki bu sefer mesele kıyl ü kâl’den ibaret kalmayacak. Toplumsal barışı tesis etmek ve milli birlik ve beraberliğimizi mozaikten mermer mertebesine terfi ettirmek için esaslıca ve akçeli bir adım atılacak. Bu adımı sağ ayakla ve besmeleyle atmanın siyasette başarılı olmak için yeterli bir ön hazırlık olmadığına inanan bir Sünni olarak mezhepdaşlarımı uyarmak istiyorum.
özgürlüğünün, hararetle tartışıldığı, ya da en azından tartışırmış gibi yapılıp tavaf edildiği bu günler beraberinde önemli olanakları da sunmakta. Hazır sohbetlerimize “haklar ve özgürlükler” besmelesiyle başlar bir halet-i ruhiye içindeyken ve, tecrübeyle sabit olduğu üzere, siyasetin fırtınalı denizlerinde ruhsal durumu ve de kıblesi sık sık şaşan bir toplum olduğumuz göz önüne alınırsa inanç özgürlüğü konusunda elimizi çabuk tutmak ve harekete geçmek elzem gözüküyor.

