|
Savaş ÇOBAN
İntihar saldırıları gündeme geldiğinde bir isim anılmadan
edilemez; Hasan Sabbah. 11 Eylül sonrasında Türkiye ve başka
ülkelerde yapılan intihar saldırıları sonrasında köşe yazarları
yazılarında hep ondan ve fedailerinden bahsettiler. Hasan Sabbah
onu tanımayanların gözünde caniler yetiştiren ve bunları haşhaş
ile kandırıp sahte cennet vaadiyle saldırılar düzenleten bir
katile çevrildi. Benim Batınilerle ilgili hatırladığım ilk şey
lise tarih kitabında geçen tanımlama, kitaba göre onlar uyuşturucu
içip Selçuklu Devletinin görevlilerine saldıran “sapık bir
zümre”dir. Seneler sonra kitapta bahsedilen “sapık zümre”nin Hasan
Sabbah’ın yönettiği Alamut’ta yaşayan İsmaililer olduğunu
öğrendim. Bu konu ile ilgili birkaç roman ve araştırma okudum ve
ezberim bozuldu, bir daha düzelmemecesine.
Konu ile ilgili olarak son çıkan kitap Su Yayınları tarafından
yayınlanan İsmail Kaygusuz’un araştırması; “Hasan Sabbah ve
Alamut”. Kitap merak edilen ve şimdiye kadar değinilmeyen birçok
noktaya ışık tutuyor. Alamut ve Hasan Sabbah ile ilgili şimdiye
kadar çıkmış en kapsamlı Türkçe eser denilebilecek olan çalışmada
sadece tarihsel bilgiler değil, Hasan Sabbah’ın felsefesi
düşünceleri de yer alıyor.
İsmaililer hakkındaki çok çeşitli iddialar vardır bunlardan en
ünlü olanı; kendini kurban eden savaşçılar olan fedailerin
özelliğidir; onların hançerleriyle terörizmi yaydıkları ileri
sürülmektedir ve Haçlılar döneminin Batılı otoriteleri tarafından
“Suikastçılar / katiller (Assassins)” diye adlandırılmışlardır.
İsmaililer üzerine ciddi araştırmaları bulunan tarihçi W. İvanow
fedailer için şöyle diyor; “doğru bir görüş açısıyla fedailik,
savaş gerillasının yerel bir biçimiydi..., bazı bilgisiz, fakat
iddalı bilim adamları tarafından yapıldığı gibi, fedailik
(kavramı) içinde Nizari İsmaili öğretisinin en tanınmış organik
özelliğini görmek, kesinlikle namussuzca bir aptallık olacaktır.”
Bernard Lewis ise “Katiller (The Assassins)” adlı eserinde
fedailer için şunları yazmaktadır: “Hasan, yeni bir yöntemle
disipline edimiş ve kendini adamış; karşı konulmaz derecede üstün
orduyla etkili biçimde çarpışabilen bir küçük kuvvet kurdu.”
Sabbah’ın fedaileri, bir düzensiz savaşçılar (gerilla) birliğidir
. O günlerde böyle bir yöntem tanınmadığı için, Batılı kaynaklarda
verilen kötü isim “Assassins” (suikastçılar, katiller) ile
İsmailliler herkese yanlış tanıtıldı. Bununla birlikte çağımızda
gerillacılık, kimilerince terörizm, kimileri içinse özgürlük
savaşının bir yöntemi olarak görülüyorsa da sıradan sayılabilecek
bir yol olarak kendini kabul ettirmiştir.
Bir ölüm makinesi yaratan kişi olarak tanıtılan Hasan Sabbah
savaştan hep nefret etti ve kendisini barıştan uzaklaştıracak ve
sakin-münzevi yaşamını bozacak karışıklıklardan kaçındı. Gereksiz
yere kan dökülmesine her zaman karşıydı. Fakat düşmanları onu hep
savaşın içine çektiler; ancak böyle onu öldürüp kalesini ele
geçirip ve kendi güçlerini göstereceklerini ve sultanlıklarını
yeniden zalimce sürdürebileceklerini düşünüyorlardı. Hasan Sabbah,
İsmaili inanışına ve görüşünü benimseyenleri ortadan kaldırmaya
çalışan ve bunun için zalimce saldıran yöneticileri öldürtüp kendi
insanlarını öldürülmekten kurtardı.
Hasan Sabbah’ı merak edenler ve araştırmacılar için değerli bir
kaynak kitap daha raflarda yerini aldı. Tarih konusunda ezberini
bozup resmi tarihten kopmak isteyenler; müjde!..
“Hasan Sabbah ve Alamut” - İsmail Kaygusuz - Su Yayınları - 352
sayfa
|