KAZLI ÇEŞME (ERYEK/ERİKLİ BABA) BEKTAŞİ TEKKESİ
Müfit Yüksel
Kazlıçeşme, İstanbul sur dışında Yedikule’nin karşısına düşen
semtin adıdır. Semt, adını halen mevcut olup 953/1546 tarihli ve üzerinde kabartma
bir kaz tasviri bulunan ünlü çeşmeden alır. Üzerinde yer alan kaz tasvirinden
dolayı çeşmeye verilen Kazlıçeşme adı, semte de ad olmuştur. Bu çeşmenin
yapılışı ile ilgili Kömürcüyan’ın İstanbul Tarihinde şu şekilde bir hikaye
yer alır.
<<
Kazlıçeşme'ye verilmiş olan bu adın sebebi şudur: Bir kaz, otladığı sırada yeri
eşeler ve eşelediği yerde bir su çıkar. Halk ta burasını kazarak bir menbâ bulur
ve suyu getirip bir çeşme yapar.>> (Kömürcüyan;1952, 28)
Evliya
Çelebi ise çeşmeyi ve kaz resmini şu şekilde tasvir eder;
<<
Yedikule kasabasının haricinde bir çeşme-i cânfezanın kemeri altında çarköşe
(dörtköşe) bir beyaz mermer üzere üstad-ı mermer bir kaz tasvir etmiştir ki,
dillerle tabiri imkansızdır. Gören zîrûh (canlı) zanneder. Buna binaen o çeşme,
kazlı çeşme namı ile şöhretyâb olmuştur.>> (seyahatnâme; 1314, 1, 391-92)
953/1546
tarihli çeşmenin kitabesi şudur:
Kim nazar etti bu Safâya
Dedi:
<<buna Kevser olmaz kafiye>>
Gördü bir aşık dedi tarihini:
<<Nûş eden Yarâna sıhhat afiyet>>
953
Bizans
döneminde İstanbul’a gelen yabancıların şehre giriş öncesinde hastalık
bulaştırmaları tehlikesiyle, bir süre karantinaya aldıkları Kazlıçeşme
semti, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed’in emriyle debbağlar (dericiler), salhane
(mezbahane, kasaphane) ve mumhanelere tahsis olmuştur. Evliya Çelebi’ye göre bu
semtin bir camii, yedi mescidi, bir hanı, bir hamamı, yedi sebili ve üç tekkesi
vardır. Ayrıca 300 adet derici dükkanı ve imâlathanesi, elli adet tutkalcı, yetmiş
adet de kirişçi dükkanı vardır. Mahallede oturan aileler çok az olup, büyük
çoğunlukla bekarlar (mücerredler) sakindir. Tüm kasaplar yeniçeri olup, mezbahaneler
onlara aittir. Merzifonlu sadrazam Kara Mustafa Paşa, bu kasaplar için burada bir camii
de inşa ettirir (Camii halen mevcut olup, Kazlıçeşme’deki deri fabrikalarının 1992
de kapatılıp yıkılması sonrasında metruk vaziyete gelmiştir). Daha sonraki yüzyıllarda, Sütlüce
mezbahanesinin devreye girmesi ile semt, sadece dericilere mahsus hale gelmiştir.
(Seyahatnâme, 1314:1/391; Kömürcüyan – Andreasyan, 1952: 28,202; İnciciyan, 1976:
94)
1992-93
yılında tüm deri fabrika ve imâlâthanelerinin kapatılarak yıkılması sonucunda bu
semtte sadece tarihi eserler kalmıştır. İki camii (Fatih Sultan ve Merzifonlu Kara
Mustafa Paşa Camileri), Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın tek hanımı, mumhane, iki
türbe – yedi fetih şehidi ve deryaî Ali Efendi – ve mezarlığın kalan kısmıyla Eryek
Baba Bektaşi Tekkesi.
Yazımızın
konusu olan Kazlıçeşme-Eryek Baba Bektaşi Tekkesi(veya dergâhı), Demirhane
caddesindeki ünlü Kazlıçeşme’nin hemen arkasındaki Zâkirbaşı sokağında (No:3)
yer almaktadır (Ada, 2578; Parsel, 31). İstanbul’daki Bektaşi dergâhlarının
ünlülerinden olan bu tekke, tarihi boyunca çeşitli isimlerle adlandırılmıştır.
Bunlardan en çok kullanılanı ise “Kazlıçeşme Eryek Baba Dergâhı”dır.
Ancak bunun yanı sıra şu isimlerle de anıla gelmiştir.
1. Yedikule Bektaşi
Dergâhı; Yedikule’nin karşısında yer alması dolayısıyla
2. Şüturşümar Mehmet
Baba Dergâhı; Dergâhın bilinen ilk postnişinin adından dolayı
3. Perişan Mehmed Ali
Baba Tekkesi
4. Şeyh Abdullah
Tekkesi
5. Zâkirbaşı Bektaşi
dergâhı
(Hassluck,1973:
516-17; A. Rıfkı,1328: 65,119-123: Nüzhet, 1930: Özdamar, 1994: 151)
Eryek
Baba veya Erik(li) Baba, bazı kaynaklara göre Horasan’dan İstanbul kuşatmasında
bulunmak için gelen Cihat Erleri’ndendir.
«
İsimleri malûm veya deyil, medfun bulundukları yer belli veya gayri malûm pek çok
zatları bunlardan sayarlar ve rivayetler de bu merkezdedir. Bu Cihat Erleri sonraları
erenlerden sayılmışlardır. Çoğu da Bektaşi efsanelerine geçmişlerdir. Bunların
hangileri Ni’me’l-Ceyşdendir (1) ayırd etmek güçtür... »(A. Süheyl
Ünver. İstanbul’un Mutlu Askerleri ve Şehit olanlar; ‘İstanbul Risaleleri’
içinde C.5.S245. İ.B.B. yay.1996)
Süheyl
Ünver’in cihad erleri arasında ismini andığı Eryek Baba’nın kimliği, asıl adı
ve ne zaman yaşadığı veya öldüğü konusunda hiçbir somut bilgiye sahip değiliz.
Hatta İstanbul’un hangi kuşatmasında (İstanbul Fetih öncesinde tarihte bir çok kez
Müslümanlarca kuşatılmıştır.) bulunduğu da bilinmemektedir. Ancak Fatih Sultan
Mehmed’le gelenler arasında olması ihtimali daha kuvvetli gözükmektedir. Eryek
Baba’nın büyücek mezarı bu gün dergâhın önünde, cümle kapısında sol
tarafında bulunmaktadır. Kitabesiz ve silindirik mermerden iki büyük şahidesi
bulunmaktadır. Bu tür büyük mezar şahideleri, İstanbul’daki sahabe ve Fatih
dönemine ait yatırlarda da sıkça rastlanmaktadır. Turgut Koca Halife Baba her ne
kadar Eryek Baba’nın asıl adının Muhammed olup, İstanbul’un fethinde bizzat
bulunduğunu ifade ediyorsa da (Cem Dergisi, sayı 63, Şubat 1997) bunu kanıtlayan
herhangi bir kaynağa rastlamadık. Eryek Baba adının zamanla, Arabi harflerle
yazılışının ayrı olması dolayısıyla yanlışlıkla Erik(li) Baba diye okunup, bu
şekilde (Erikli Baba) anılmaya başlandığını tahmin etmekteyiz. Ki, Topkapı
Sarayı’nda bulunan eski bir yazmada İstanbul’da yer alan ünlü türbe ve kabirler
sıralanırken “Eryek” şeklinde harekelenmiştir.
Buna
binaen, Horasan’dan gelip İstanbul’un kuşatmasına katıldıkları rivayet olunan
Cihad Erleri’nin Bektaşi Menakıbnâmelerine geçmelerinden dolayı, bir çoğunda
olduğu gibi Eryek Baba Türbesi yanında Bektaşi Dergâhının inşa edildiği
görülmektedir. (Büyük Çamlıca’daki İvaz Fakih, Beykoz’daki Akbaba, Eyüp
Sultan’da Karyağdı Baba, Fatih’te Ciğerci baba, Rumelihisarı’ndaki Safi Baba
türbeleri gibi). Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme de söz konusu ettiği
Kazlıçeşme’deki üç tekke arasında Eryek Baba’nın bulunup bulunmadığını
tespit edemiyoruz. Tekkelere ilişkin eski kayıtlarda da buna dair bir kayda
rastlanmamaktadır. Ancak 19. YY ın başlarındaki kaynaklarda bu konuda kayıtlara
rastlanmaktadır.
Bunlardan
birincisi, İstanbul Atatürk Kitaplığı’nda, Osman Ergin Yazmaları No: 161 ve 1825
te kayıtlı İstanbul Tekke, Hanikâh ve Zaviyeleri ile ilgili Mecmuadır. Burada,
<< Yedikule Kapısı Haricinde vaki Şûtûrşümar Mehmed Baba Dergâhı>>
diye yer almakta, ikincisi ise Topkapı Sayayı Arşivinde bulunan (E.1772/3333) belgedir.
Burada da Kazlıçeşme “Kurbünde Seyyid Mehmed Baba Tekkesi” diye bir kayıt
bulunmaktadır ki 1214/1799-1800’de vefat eden ve Dergâhın ilk postnişini Seyyid
Mehmed Baba’ya işaret etmektedir. Bu gün dergâhın haziresinde yer alan iki mezar
taşı kitabesi de bunu doğrulamaktadır. İlk kitabe, Seyyid Mehmed Baba’ya ait olan
mezar şahidesidir ve 1214/1799 veya 1800 tarihlidir;
Ya Hû
Es-Seyyid Muhammed
Baba ruhiçün
El fatiha sene 1214
Hazirede Mehmed Baba’dan öncesine ait herhangi bir mezar
şahidesine (Eryek Baba hariç) rastlanmamıştır.
İkincisi
ise dergâhın banisi olduğu ifade edilen Şem’î Ebubekir Ağa’ya ait 1239/1823-24
tarihli mezar taşı kitabesidir.
Şem’î Bû
Bekir Ağa’yı hayr intima
Yapdı bu dergâhı evvel bâ’d ezîn
Eyledi bir
dâr-ı bâkî iştira
Sıhhatında
yani ta’mir eyledi
Kabrini ol
zübde-i ehl-i tuka
Böyle
lâzımdır kişiye intibah
Yoksa Dünya
varlığı ömrüm heba
Nur-u Tevhîd ile
tenvir eylesün
Hazret-i Allah kabrin daima
Sene 1239/1823-24
Kitabeye
göre dergâh, Ebubekir Ağa adlı, Bektaşi Tarikatına salik birisi tarafından
yaptırılmıştır. Kitabedeki tarih, Ebubekir Ağa’nın ölüm tarihi olup, dergâhın
yapım tarihi değildir. Ancak, dergâhın ilk şeyhi Es-Seyyid Mehmed Baba’nın
şahidesinde ölüm tarihi, 1214/1799-1800 olduğuna göre dergâhın yapılışı bu
tarihten önce olması gerekir.
Eldeki
kaynaklara göre, Seyyid Mehmed Baba’dan sonra Hüseyin Baba’nın dergâh postnişini
olduğu anlaşılmaktadır. Zira 1826’da Bektaşiliğin yasaklanıp, bir kısım
Bektaşi babalarının idam, diğer bir kısmının da sürgün edildiği sırada Hüseyin
Baba dergâh postnişini olup sürgüne gönderilenler arasında yer alır:
«
Rumelihisarı şeyhi Mahmud Baba Kayseri’ye, Öküz Limanı’ndaki (Paşa Limanı
Yarımca Baba Dergâhı) Ahmed Baba Hadim’e, Yedikule’deki Hüseyin Baba ile
Karaağaçtaki Vekil İbrahim Baba ve Sütlüce’deki Mustafa Baba ve Karyağdı’da
diğer Mustafa Baba Birgi’ye ... » A. Rıfkı, 1328:2/65) sürgün edilirler.
A.
Rıfkı’nın Lütfi Tarihinden aldığı alıntıda Hüseyin Baba’nın Birgi’ye
sürülenler arasında olduğu söylense de Üss-ü Zafer müellifi Es’ad Efendi’nin
kaydına göre, Hüseyin Baba, Hadim’e sürülenler arasındadır.
« ...
Bilcümle tedric ile tavahhus olunmak (araştırmak) üzere yedlerinden nez’olunup
(ellerinden alınıp), Şehitlikte olan Mahmud Baba yedi nefer eşhas ile Kayseri’ye;
Öküz Limanındaki Ahmed Baba ve Yedikule’de Kazlıçeşme’de kâin Mehmed Baba
(Seyyid Mehmed Baba) tekyesindeki Hüseyin Baba ikişer nefer hadimleriyle ... »
(Es’ad Efendi, 1343: 211-212) sürgün edilirler. Hüseyin Baba’nın sürgün sonrası
akıbeti ve ne zaman nerede vefat ettiğine ilişki elimizde her hangi bir bilgi yok.
Eyrek
Baba dergâhı 1826’da Sultan II. Mahmud’un emriyle yapılan Bektaşi dergâhlarının
yıkılması olayından nasibini alır. Alınan karar gereğince son 60 yılda yapılan
tüm Bektaşi Tekkeleri muhdes (yeni) kabul edilerek, bunlarda yer alan mescid, türbe ve
mezarlara dokunulmayarak yıktırılır. Bunun gibi Kazlıçeşme Eryek Baba
Dergâhı’da Hüseyin Baba sürgün edildikten sonra Eryek Baba türbesi ve diğer
mezarlar hariç yıktırılır.
« At
the suppression of the order in 1826, there were fourteen Convents (tekkes) in the
capital, of which nine were demolished. These were at (1) Yedikule, (2) Eyüp, (3)
Suadija, (4) Karagach, (5) Shehidlik, (6) Chamlija, (7) Merdiven Keui, (8) Eukuz Liman,
(9) Skutari » (Hasluck, 1973: 517)
«
1826’daki tarikata yönelik bastırma operasyonu sırasında payıtahtta
(İstanbul’da) 14 tekke (Bektaşi) mevcuttu. Bunların 9’u yıktırılır.
Bunlar, (1) Yedikule, (2) Eyüp, (3) Sütlüce, (4) Karaağaç, (5) Şehitlik, (6)
Çamlıca, (7) Merdiven Köy, (8) Öküz Limanı, (9)Üsküdar tekyeleridir. »
II.
Mahmud döneminde yıkık kalan Eryek Baba Tekkesi, Sultan Abdülmecid veya Abdülaziz
döneminde yeniden El-Hacc Mehmed Perişan Baba tarafından ihya edilir. Bu durum,
Perişan Baba’ya ait mezar taşında da belirtilir.
Kitabesi şudur:
Hû Dost
Banî-i in dergâh Arif-i billâh
El-Hacc Mehmed Perişan Baba Hazretlerinin
Vefatına kendisinin söylediği tarihtir.
_____________________
Esef etme teselli bul neşru haşre delâlettir
Gelir diğer giden lâbüdd felaketten etme şekvayı
Kahr-ı lütfî Celâldir Cemâl-ı ayn-ı bilmutak
Sefer etse eğer merdum bırakup köhne Dünyayı
Tutalım ten türab oldu eğerçî mürğ-i ruh amma
Karıştı çarde Ma’sum’a bulup Firdevs-i A-layı
Halim veya Hamid libasün giyip se’bu’l-mesanîden
Libasın tazeler tahsil edip ism-i müsemmayı
Çıkardım tarihim ruşen ayn, râ ve cîm den kim
bikhan La Taknutû remzîn gözet imrûz ferdayı
sene 1283
Ketebehu
el-Fakir Aziz (2)
Kazlıçeşme
Eryek Baba Tekkesindeki bu mezar kitabesine karşın, Mehmed Perişan Baba’nın kimliği
ve ölüm tarihine ilişkin olarak Bektaşi kaynaklarında oldukça farklı ve çelişkili
bilgiler yer almaktadır. A. Rıfkı’nın “Bektaşi Sırrı” başta olmak üzere
birçok kaynakta Selânikli Arnavut Hasan Dedebaba postuna oturan Konyalı Perişan Hafız
Ali Baba ile karıştırılmıştır. Hatta bu iki ayrı isim biribirine telif edilerek
“Konyalı Perişan Mehmed Ali Baba” şeklinde tek şahıs ve tek isim haline
getirilmiştir. Her iki şahsın da “perişan” lakabını taşıması bu tür bir
yanılsamaya neden olmuş gözükmektedir.
Bu isim
karıştırılmasının ilk kaynağı, A. Rıfkı’nın “Bektaşi Sırrı”
kitabında, dedebabaların kronolojik listesi verilirken Konyalı Hafız Ali Baba’ya
ilişkin bilgilerdir:
« 21-
Konyalı Perişan Hafız Ali Baba
Hacı Hasan Baba’dan sonra post-i mücerrede nail olmuş ve
bir müddet sonra irtihal-i Dar-ı Bekâ eylemiştir; Elân Yedikule civarındaki
Kazlıçeşmedeki dergâhta medfun ve dergâh-ı mezkûr Perişan Baba yahut Eryek Baba
dergâhı namıyla ma’nundur. » (pp. 122-123. Volume 2)
A.
Rıfkı, burada Perilşan lakabının verildiği yanılsama ile, Hacı Bektaş Dedebaba
Postnişini, Konyalı Hafız Ali Baba ile Kazlıçeşme Dergâhı postnişini Mehmed
Perişan Baba’yı biribirine karıştırmış, daha sonraki kaynaklar ise A.
Rıfkı’nın bu kaydına dayanarak aynı yanılgıyı sürdürmüşlerdir. Hafız Ali
Baba Konyalı olmasına karşın, Perişan Mehmed Baba İşkodralı bir Arnavuttur.
Konyalı ve İşkodralı olma zıdlığı zihni karışıklığa neden olduğundan bu
konuda da telif yoluna gidilerek karışıklığa şöyle bir çözüm yolu bulunmuş:
« Bedri
Noyan, Hafız Ali Baba’nın aslen İşkodralıolduğunu belirtip, Konya’da kalender
Baba türbedarlığı yaptığından dolayı “Konyalı” olarak anıldığından söz
ediyor. » (Cem Dergisi, Haziran ’97, S. 67, shf.66)
« Courament appelé “Konyalı” Parcequ’il avait été türbedar
du türbe de Kalender Baba dans cette ville, ill aurait en fait été originaire de
shkodra en albanie » (N. Vatin, T. Zarcone, Anatolia Moderna VII, 1997:81)
« Konyalı olarak adlandırılmasının nedeni bu şehirdeki Kalender
Baba türbesinin türbedarı olmuş olması dır. Gerçekte ise Arnavutluk’ta
İşkodra kökenlidir. »
Hafız
Ali Baba ve Mehmed Perişan Babalar aynı şahıs zannedildiğinden Konyalı ve
İşkodralı olma sorunu bu şekilde çözülmeye çalışılmış. Hafız Ali Baba ve
Mehmed Perişan babaların ayrı ayrı kişiler olduğu posta oturuş ve ölüm
tarihleriyle açıkça ortaya çıkmaktadır. Mehmed Perişan Baba’nın mezarı
Kazlıçeşme’de olup, 1283 tarihlidir. Hafız Ali Baba ise Hacı Bektaş dedebaba
postunda iken ölmüştür. Yanı sıra Konyalı Hafız Ali Baba’nın posta oturuş ve
ölüm tarihi de çok farklıdır. Dedebaba postuna oturuş tarihi A. Rıfkı’nın
“Bektaşi Sırrı”na ve Doç. Dr. Bedri Noyan’ın “Bektaşilik, Alevilik Nedir”
kitabına göre 1291/1874 sonrası, Ahmed Rifad Efendi’nin “Mir’atu’l-Makasid”
ine göreyse 1288/1871 dir. (Bektaşi Sırrı; 2/122; Noyan 1987: 46; Ahmed Rifad Ef.
1293:188). Ancak Konyalı Perişan Hafız Ali Baba’nın 1290/1873 tarihinden sonra
dedebaba postuna oturmuş olduğu kesindir. Zira bu tarihe kadar dedebaba postunda
Selânikli Hacı Hasan Baba bulunmaktadır. Bu tarihte ise (29 Eylül 1289/1873, 19 Şaban
1290) Hacı Hasan Baba bazı aykırı halleri görüldüğünden şeyhülislamlık
tarafından (meclis-i Meşayih) dedebabalık postundan ve Hacı Bektaş’tan alınarak
Mekke-i Mükerrem’e gönderilir. Ahmed Cemaleddin Çelebi’nin “Müdafaa”sında yer
alan konuya ilişkin iki Meclis-i Meşayih belgesi bunu ortaya koymaktadır. (Müdafaa,
1328: 77-80). Perişan Hafız Ali Dedebaba’nın ölüm tarihi ise bazı kaynaklarda
1292/1875, bazılarında ise 1297/1879 olarak gösterilmektedir. (Nüzhet, 1930:301, Noyan
1987:46). 1293 Cemaziyelahir’inde (1876) basılan Mir’atu’l Makasid de ise Hafız
Ali Baba’nın halen hayatta olup dedebaba postunda oturduğu kaydedilmektedir. Oysa ki
Mehmed Perişan Baba’nın mezar taşındaki tarih, 1283/1866-67 olup bu tarihte Hacı
Bektaş’taki dedebaba postunda Yanbolulu Türabi Ali Baba bulunmaktadır. Türabi Ali
Baba, 1266/1849 tarihinden ölüm tarihi olan 1285/1868 tarihine kadar dedebaba postunda
oturmuştur. Türabi Ali Baba’dan sonraysa dedebaba postuna Selânikli Hacı Hasan Baba
oturmuş, 1285 ten 1290 tarihinde Meşayih Meclisince dergâhtan tard edilip Mekke-i
Mükerreme’ye gönderilinceye kadar bu makamda kalmış, 1291’de Medine-i
Münevvere’de vefat edip Hz. Osman, Hz. Hasan, Hz. Fatıma vs. İslam büyüklerinin
medfun olduğu Cennetu’l-Bakiy mezarlığına gömülü olduğu söylenmektedir. (Noyan,
oppcit; Nüzhet 1930: 171, (Hatifinin nefesinde)). Onun yerine ise dedebaba postuna
Perişan Hafız Ali Baba oturur. Perişan Hafız Ali Baba’nın vefat tarihinin 1297 (3) olması daha kuvvetle muhtemeldir. Hafız Ali Baba’dan sonra
ise dedebabalık postuna, daha sonra Merdiven Köy Şahkulu Sultan dergâhı postnişini
olan Mehmed Ali Hilmi Dedebaba oturur. Daha sonra Mehmed Ali Dedebaba’nın İstanbul’a
nakliyle dedebabalık postuna vekaleten Malatyalı Hacı Mehmed Dedebaba nezaret eder.
Dedebaba postuna oturup ta dergâhtan tard edilip makamları ellerinden alınanlar, sadece
Selânikli Hacı Hasan Baba ile M. Ali Hilmi dedebaba’dır. (ölümü 1325/1907). Hafız
Ali Baba’nın dergahtan tamamen çıkarılıp, İstanbul’a gönderilmesi söz konusu
olmamıştır. Saadettin Nüzhet’in “Bektaşi Şairleri”nde Mehmed Perişan Baba
hakkında şu şekilde bir kayıt yer alır.
“Ankara Maarif Kütüphanesinde A1 3/26 numaralı Türabi Baba
divanının sonunda şu cümleler yazılıdır. « Asitane-i aliyyede Kala-î heft
(Yedikule) haricinde Kazlıçeşme demekle maruf mahalde Kâin Hazret-i Hünkâr Hacı
Bektaş-ı Veli Dergâhı postnişini El-Hacc Muhammed Perişan Baba ... sene 1281 »(shf
30).
Ancak S.
Nüzhet bunu kaydettikten sonra yukarıda kaydettiğimiz yanılgıya düşer, ve onu
Konyalı Perişan Hafız Ali Baba’yla karıştırır.
Mehmed
Perişan Baba’nın dergâhı ikinci kez bina etmesinden, uyandırmasından sonra, Eryek
Baba Dergâhı tekkelerin kapatılıp, tarikatlarının yasaklandığı tarih olan 1925/
yılına kadar açık kalır.
Mehmed
Perişan Baba’dan sonra, Seyyid Hafız Mustafa Baba dergâh postnişini olur. 1288/1872
tarihli şahide kitabesinde bu durum belirtilir:
Hû Dost
Tarikat-ı Aliyye-i nazenîni
Bektaşiyyeden iş bu dergâh-ı
Feyz iktinahın post nîşîni vasıl-ı sırr-ı hakikat-ı
Muhammedî vakıf-ı rumuz-ı mesalik-î
Haydar-î Arîf-î billa
Mürşid-î dil-agâh u nâ-şerr-î
Meveddet-î ehl-i beyt-i Resûlillah
Es-Seyyid Hafız Mustafa Baba
Hazretlerinin ruh-ı revânı şâd ola
Sene 1288 fi 15 2.a
Ali Rıza (ketebe)
Buna
göre Seyyid Hafız Mustafa Baba’nın vefat tarihi 15 Cemaziyelahir 1288/26 Ocak 1872
olmaktadır.
Hafız
Mustafa Baba’dan sonra, Gani Baba postnişin olup, çok kısa bir süre sonra ölür:
1289 B.
Hû Dost
Bakma dehri-yi bîkararın varına derviş isen
Er karındaşınla Ya Hû ile daim hasbihal
Ger gedâ ger şâh sen alemde yok bil kendini
Hızır’a yoldaş olmasun tut gitme emri muhal
İşte bak Yakovalı Baba Ganî de al haber
Rihletin bângın duyunca mûrğ-i ruhu açtı bâl
Ehl-i Beyt-i Hazret-i Hünkâr Hacı Bektaş ile
Haydar-ı safder ola yaver ona ruz-ı sûal
Söyledim cevherle Meylî Fevtin tarihini
Vasıl-ı kasrîyi Cinân oldu Ganî Baba bu Sal
Sene 129 fi 17 B
(Receb)
(20 Eylül 1872)
Gani
Baba’dan sonra, Ahmed Baba dergâh postnişini olur. (ölüm tarihi: 1302/1884-5)
Hû Dost
Bu mihre gelen verdi mevalîde duyûnun
Encam kamu varı koyup Hakk dedi gitti
Dilimürdesini eyledi irşad Türabi
Hizmette henüz eyleme muflak dedi gitti
Destek tutup encam kulak verdim eş...
Dünyaya esir olma sakın bak dedi gitti
Bel bağladım hizmetine eyledi makbul
Allah cümleden kuluna efşak dedi gitti
Cevher ile yaz hatmine tarih dedik ey pîr
Nutkûnla bu Ahmed dedi Yâ Hakk dedi gitti
Sene 1302/1884-85
Ahmed
Baba’dan sonra gelen Zikri Baba’nın ölüm tarihi ise 1307/1889-90
Hû Dost
Münhasır idi vâla ecrine zikrî, şükrî
Hakk erenlerde bu arif mihman-ı rıza
Mürşid-î kâmîl idi oldu nazardan pinhan
Semt-i kurba yürüdü aldı halvet Hakka
Göçtü Adne bu kemerbeste-i dest u damen
Ruhunu şâd ede meydan-ı âlide Mevla
Detgîri ola Sultan Hacı Bektaş-ı Veli
Ravza-î kabrine fer vere Çerağ-ı fukara
Dem-i Suret-î âl-i aba bu tarih Eşref
Bula Câ sahil-i ervahta Zikrî Baba
Sene 1307/1889-90
Zikrî Baba’nın, Şeyh Baba Mehmed Süreyya’nın (Müncî
Baba) Tarikat-ı Aliyye-i Bektaşiyye kitabında yer alan nefesinin ilk ve son
dörtlüğü şu şekildedir.
- Mühtedî
Zikri Baba -
Nefes
Bu zümre-i gül-şâha kızılbaşî desinler
Ol sakî-i kevser-bûlar ayyasi desinler
Hoş! Fırka-i münkir bize kallaşî desinler
Dergâh-ı Ali’nin bu da bir taşı desinler
Bu râh-ı Ali Zikri ki, erkân-ı velide
Âdab ile, erkân ile rûz-ı
ezelide
Bu oldu bizim kısmetimiz “Kalû beli”de
Ben fahrederimkim, bize Bektaşi desinler
Dergâh-ı Ali’nin bu da bir taşı desinler
(shf. 155)
Zikrî
Baba’nın ardından, Hacı Hasan Baba postnişin olur. Mezar şahidesindeki tarih,
1309’dur. /27 Ocak 1892
Hû Dost
Hakikat marifet kanî hezar gonca zar-ı aşk
Kim darende-i esrar-ı Sübhanellezî esra
Ol keştîbân-ı bahr-ı aşk idi müstağrak-ı Tevhid
Anın nezdinde hiç a hiç dünya ve mafiha
Zaman geçtikçe zevk artar idi bezm-i visalinden
Ziya-yı Haydarî parladı vechi bedr idi gûya
Alî-sîret Hüseyin-meşreb hasan hulk mürşid-î kamil
Dürr-i âl-i aba ve rabbani genç Lû’l-ü-î yekta
Çekildi alem-î mestiye
cismin gizledi hâke
Mühibban döktü yaşlar duhu oldu Vasıl-ı mevla
Rucu’ ve rihletin verdi haber saat dîdi beşte
Ol hayf göçtü izhar-ı velâyet eyledi mezhâ
Bu tam tarihini Hafif haber verdi dedi mahfi
Hakikat bir ceng-i mihri eya Hacı Hasan Baba
Sene 1309 fi cemaziyelahir yevm-i Salı saat beş
Bandırmalızade
Ahmed Münib Efendi’nin 1307/1890 da basılan “Mecmua-i Tekaya” sında dergâhın
ismi Perişan Baba Dergâhı olarak geçmekte ve dergâh şeyhi olarak Hasan Baba’nın
ismi yer almaktadır. Ancak Bektaşi dergâhları o dönemde, II. Mahmud’un fermanının
geçerli olması nedeni ile sureten ve resmen Nakşî gözüktüğünden dergâh,Nakşî
dergâhları arasında sayılmış. (Mecmua-i Tekaya; 1307:13)
Hamdi
Baba, dergâhta Hacı Hasan Baba’nın ardılı olarak gelir. Bununda mezar taşındaki
tarih 1327/1909’dur
Hû Dost
Bu fenaya geldi bunca evliya ve enbiya
Kaffe-i Seyyide İrci’î emrine etti iktida
Şurdaki mefdun olan Hamdi Baba lâcerem
Eyledi kurb-ı ilahî künfekâne ilticâ
İşte bu dergâhta bir mürşid-i kâmil idi
Hem mücerred pâk idi hem rah-ı Hakka rehnüma
Layu’add ayîn-i cemler bunda icra eyleyip
Kaffe-i ervah-ı ehlillahı etti pür-safa
Bu tarik-i nazenînde nazenîn bir zat idi
Destgîridir onun lâşekk Muhammed Mustafa
Oldu hubb-i hanedan-ı ehl-i beyt ile müdam
Nail-i eltaf ve ihsan-ı Aliyyi’l-Murteza
Çıktı bist u heşt harf ile Harâbi tarihi
Göçtü vuslat etti Hakka mutlaka Hamdi Baba
Sene 1327/1909
Eryek
Baba Dergâhının bilinen son postnişini 1339/1921 de vefat eden Abdullah Baba’dır.
Topkapı’daki Bektaşi dergâhı postnişini şeyh Abdullah Baba ile karıştırılmamak
için küçük Abdullah Efendi olarak anılmıştır. Küçük Abdullah Baba’dan dolayı
dergâh, bazı kaynaklarda Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi olarak anılmıştır.(Hasluck,
1973: 516, Şapolyo, 1964:
). A. Rıfkı’nın “Bektaşi Sırrı” kitabında da o sırada Perişan Baba
Dergâhı postnişini olarak Abdullah Efendi’nin ismi geçmektedir (A. Rıfkı, 1328:
2/124). Küçük Abdullah Efendi’nin mezar şahidesindeki kitabe şudur:
Hû Dost
Sakî-yi Kevser-i Ali rahında ol merd-i safa
Salikân-ı aşka olmuştu hemişe rehnüma
Öyle bir aşıktı kim meyhane-i endişede
İçtiği Câm-ı mahabbet sevdiği âl-ı aba
İş bu dergâh içre bir baba-yı âlikar idi
Etmedi dünya ve mafihaya asla iltica
Şah-ı merdan nur-u Yezdan himmet-i Pîrân işe
Hizmet etti dergeh-i Hünkâra bu sıdk u vefa
Dest-i saki-yi ecelden bir piyale nûş edip
Târik-i cism u cihan oldu biaşk’ı Murteza
Hanedan-ı Ehl-i Beyt olsun Şefi’u yaveri
Hemdem olsun ruhuna ruh-u şehid-i Kerbela
Çıktı üç Bektaşi tarih-i tammın söyledi
Etti Abdullah Baba şah-ı şehîde can feda
1339/1921
Abdullah
Baba’dan sonra dergâhta 1925’e kadar kimin postnişin olduğuna dair bir bulguya
rastlanmamıştır.
Dergâh
haziresinde bu sayılan babalar dışında bir çok kimse daha gömülü olup çoğu
Bektaşi tarikatına salik devlet ricali ve onların eşleridir.
Bunlardan
ilki 1285/1869 tarihli olup, Seyyid Mehmed Sabit Efendi’nin mahdumu İsmail Bey’e
aittir.
Hu
Esbak sikke-i hûmayun muavini Seyyid Muhammed
Sabit Efendinin mahdumu İsmail Bey’in ruhu için
Fatiha
Sene 1285fi 19 Zilhicce / 2 Nisan 1869
Babası
Sabit Efendi de oğluyla beraber gömülüdür.
Hu
Darbhane-i amirede esbak sikke-i hûmayun
Muavini merhum Es-Seyyid Muhammed Sabit
Efendi’nin ruhu için Fatiha
Sene 1287 fi 26
zilhicce / 1871
Hazirede
gömülü olan tüm babalar için mezar şahideleri Hüseynî taclı ve teslim taşı
kabartmalıdır. Mezar şahidelerinin kafaları 12 terkli, Hüseynî ttac şeklindedir.
Sabit Efendi, mahdumu ve babalarından sadece Hafız Mustafa Baba’nın mezar
şahidesinde hüseynî tac teslim taşı gibi kabartma şeklindedir.
Bunların
dışında tırhalalı Mustafa Efendi’nin şahide kitabesi ilgi öeker. Hüseynî taclı
şahidede şunlar yazar;
Hu
Ey ahi bu mülk-i dünya kimseye mal olmadı
Hep gelen gitti tehi dest fırkata vah hasreta
Ehl-i Beyt-i Mustafa’nın rahına meslûk olup
Can-u dilden şöyle muhlisî bende-i al-iaba
Mustafa Beğ nâm ile bir er idi meşhur bu er
Pür-vefa hem ehl-i himmet talib-i rah-ı Hûda
Tirhala’nın ol Yenişehir Çatalcasında bu
Hanedan-ı Mu’teber bir zat idi ehl-î sahâ
Semt-i haktan imtisalen eyledi Mustafa Beğ azm-ı bekâ
Lütfi Hakkla mübîna tam söyler tarihini
Son deminde kıldı rihlet hû dedi hakdan yana
1303/1885
9
Rebiu’l-evvel / 16 Aralık
Dergâh
kapısının sol tarafında yer alan, fes ve teslim taşı kabartmalı, bir bölümü
kırılmış şahidede ise şu şekilde bir yazı vardır:
Teslim taşının iki yanında: Ya- Hû
Ecel peymanesin çarh-ı hûm ger
dündan edip meml
- - - - - - - -
Bakıp Binbaşı Ahmed Ağanın senginden al ibret
- - - - - - - -
Kara toprakta iskân oldu eyvah cism-i Binbaşı
Sene 1892
1305/1887
tarihli Timurtaş Paşa’nın (Rumeli Beylerbeyi) şahidesi de Hüseynî tac ve teslim
taşı kabartmalıdır.
Hû
Ey zahir sahibi nefs
Hubb-ı sevdadan meyli kes
Dünyada kalmaz hîç kes
Allah bes bâkî heves
Meşahîr-i kuzattan
Niğde Sancağı Naib-i
Lahiki Ergırili Zekeriyya
Könîzade Süleyman
Fehmi Efendinin
Ruhuna Fatiha
Sene 1319/1901
Fi 28 Recep/10 Kasım
Diğer
bir mezar taşında, 1325 ve 1333 / 1907-1915 tarihli:
Mirliva settareli Süleyman Paşa ve
Haremi Behiye Hanım.
Sene
Sene
1325 1333
Diğer
bir şahide, Bektaşi hüseynî taclı ve teslim taşlı derviş mezarı, yere gömülü
olduğu için tarih okunamıyor:
Permedi Fraşar dergâh-ı şerifi dervişandan
Merhumu mağfur El-Hacc Derviş mü’min
Hazirede
bulunan diğer mezar şahideleri ise şunlara aittir:
1.
21 Rebiu’l-ahir 1307/ 15 Kasım 1889 da
vefat eden Ergirili Ali Rifad Paşazade Mustafa Tevfik Paşa; mezar lahidi ve şahidesi
son derece tezyin edilmiş durumdadır.
2.
Beyrut vilayet valisi İbrahim Halil
Paşa’nın eşi ve Ahmed Rasim Paşa’nın
kızı Nazhiyye Hanım – 1305 / 1907
3.
Mir Hasan kızı Feride, 1291/1875 tarihli
4.
Uşşak Süleyman Paşa’nın validesi
Emine Hanım – tarihsiz
5.
Köprülü Mehmed Paşa sülalesinden,
Mevali-i izamdam Hacı Hasan Bey’in kızı ve Arız Baba dergâhı postnişini Tevfik
Baba’nın hanımı Amine Hanım – sene 1296/1878-79
6.
Servi Kasabası eşrafından Hacı Kadızade
Haşim Efendi’nin zevcesi Fatma Baise Hanım. Vefat tarihi : 13 Muharrem 1313/6 Temmuz
1895
7.
Ahmed Necati Efendi Kızı, Galip
Efendi’nin eşi Hüsniye Hanım, vefatı : 1308/1890
8.
Ulemadan Servili Ahmed Tevfik Efendi’nin
eşi Fatma Zehra Hanım; sene 1904
9.
Servi Eşrafından merhum Hacı Halil
Ağazade Çorlu tüccarından Galip Efendi’nin kızı Fatma Aliyye Hanım – sene
1325/1907
10.
Filibe hanedanından Hulki Efendi’nin
zevcesi, Haleplizade kızı Fatma Sabîre Hanım, 1309/1892
11.
1312/1894 te vefat eden Münire Hanım
12.
Leskovik hanedanından Hayreddin Nedim Bey
ve Fatma Raziye Hanım evladı, Fraşarlı Ca’fer Tevfik Bey’in zevcesi Fatma Melek
Hanım, doğumu, Leskovik 1306/1888, vefatı 1334/1918
13.
Şahidesinin bir kısmı toprağa
gömüldüğü için okunamayan Aişe Hanım
Haziredeki
mezar taşlarının en sonuncuları, 1924 ve 1929 tarihli mezar taşı ile 1932’de
yapılan mezar taşıdır. Her iki taşın da diğerlerinden farklı özelliklere sahipti,
tüm diğer mezar taşları tezyinatlı ve yazılar kabartma şeklinde olmasına karşın,
Tabib Binbaşı Haydar Bey ve kız kardeşine ait mezar şahidesi sade olup yazısı adi
bir şekilde yazılmış, ayrıca şahide üzerinde eliptik cam çerçeve içinde
Binbaşı Haydar Bey’in bir fotoğrafı yapıştırılmış
Şahidedeki
yazı şudur:
Ön
yüz:
Hû Dost
Tabib Binbaşı Ehl-i Beyt’e bende Âh Haydar Bey
Hüseynî-meşrep ve Pâkize-meslek marifet-i perver
Sehavet-Pîşe iken kalpten gitti Muharremde
Şehid-i Kerbelâ ya intisabı oldu rûşenter
Niyaz etti çıkardı bir güher tarihini Remzi
Oldu rehyâb mevlaya Bektaşi hakk-ı Murteza Haydar
18 Muharrem
1343/1924
Arka
yüzü:
Hüvelbaki
Burada beraber mefdûn olan
Hemşîresi Zehra Hanımın
Ruhuna el-Fatiha
Sene 1929
Son
mezar taşı ise 1924 yılında vefat eden Korçalı (Görice, Güneydoğu Arnavutluk’ta
bir şehir, Koçi Bey Risalesinin yazarı Mustafa Koçi Bey, Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve
Mustafa Kemal’in Annesi Zübeyde Hanım da bu şehirdendir.) Hilmi Ragıp Dusharî’nin
1932 de yapılan mezar şahidesi, şahidenin üst bölümü ise yine Latin harfleriyledir.
Alt bölümü ise yine Latin harfleri ile Arnavutça yazılmıştır. Hazirede kitabesi
Latin harfleri ile yazılmış tek şahide budur.
Şahidedeki kitabe:
a)
Türkçe bölüm:
Hüvelbakî
Bir kuş idim uçtum
Verem emraz(ın)dan ecel
Ayırdı beni altı ayda
Anadan Babadan
Unutmayın akribalarım
Beni hayır-duadan
Şefaat de(i)lerim sizden
Ruz-u Hüdar(Hüdada?) Korça
Vilayeti Duşar
Kariyesinde Rak(g)ip oğlu
Hilmi Bey’in
Ruhuna el-fatiha
Tev(el)ludi
vefatı
1905
1924
kız kardeşi çocıgı sako
cercis iskraparı Yadiç(g)ar.
1932 inşası
b)
Arnavutça bölüm:
Var im me Balte
Mbuluar me bar eme
Lule plot
Gurine mbi kokë
Sheruar
Kush ma kendon
He qan me lot
Datta helindjes 1905
Datta enderej jeten 1924
Maj 8-5-1924
HILMI RAGIP DUSHARI
KORÇA
kujim beresi ikurshiri
SACO
ÇEÇİS
corotati skrapar
28.12.1932
Şimdilerde
40 civarında kabrin bulunduğu ( eskiden kabir sayısı çok fazla iken, bir
bölümünün şahîdeşeri zamanla yok olmuş veya çalınmış, diğer bir bölümü ise
Zeytinburnu belediyesi tarafından çevre düzenlemesi yapılırken, dergâhın meydan evi
dışındaki müştemilatıyla beraber yok edilmiş) Eryek Baba Dergâhı mezaristanında
gömülü olanların tamamına yakınının Bektaşi babası veya Bektaşiliğe
(mücerred, dedebaba koluna) salik olanlar olduğu görülmektedir. Bu kabirlerden dokuzu
Hüseynî taclı (12 terkli Bektaşi Tacı) ve aynı zamanda teslim taşlıdır. Yedi
şahide ise sadece Hüseynî taclıdır, bunlardan dördünde ise tac ve teslim taşı
yalnız kabartma şeklinde resmedilmiştir. Ayrıca, Azizbeyzade Lûtfi Bey’in şahidesi
süslü ve taclı olup aynı zamanda feslidir. Binbaşı Ahmed Ağa’nın mezar taşında
ise bir fes ve onun altında bir teslim taşı resmedilmiştir. Hazirede yer alan şahide
ve lahidlerden kadınlara ait olanları ise ciddi bir sanat eseri şeklindedir. Arız Baba
Dergâhı Postnişini Tevfik Baba’nın eşi Amine Hanımın mezarı bu anlamda dikkat
çeker. Mezar, iki şahideli ve her ikisinde de kitabe mevcuttur. Mezarın büyükçe bir
lahdi olup, lahid üzerinde mürh-î Süleyman resmedilmiş olup, bir ayet
yazılmıştır. Mezarlıkta, Osmanlı Devlet Ricalinden bazı paşaların gömülü
olması da dikkat çekicidir. En dikkat çeken yön, mezaristandaki Bektaşi babalarının
tamamının ve diğer gömülü olanlarının çoğunun Arnavut asıllı olması ve yine
Arnavut asıllı bir kadının gömülü olmasıdır. Niğde Sancağı Naibi olan Kadı
Süleyman Fehmi’nin bir Bektaşi mezarlığında gömülü olması (belkide kendisi de
Bektaşi idi, Osmanlı döneminde Bektaşi tarikatına mensup bazı kadıların bulunduğu
bilinmektedir. Mekke Kadısı Şanizade Mehmed Ataullah Efendi gibi) Bektaşiliğin ve
Bektaşilerin şeriatla aralarının hiç iyi olmadığına ilişkin iddiaları geçersiz
kılar gözükmektedir.
Eryek
Baba Dergâhı bu gün bir meydan evi (iki katlı dergâhın an binası) Eryek Baba’nın
büyükçe mezarı, hazire kameriye (5), bahçe ve Zeytinburnu belediyesince
yapılan ihata duvarından ibarettir. Ancak Zeytinburnu belediyesince yapılan ihata
duvarında, bazı mezar taşları ve mermer lahit parçalarının kullanıldığı
görülmektedir. Dolayısıyla tahrip edilen mezar ve mezar taşı sayısını
bilememekteyiz. Ayrıca, Kazlıçeşme ile bu günkü Kıble yönündeki ihata duvarı
arasındaki alanda yer aldığı tahmin edilen dergâhın diğer (mutfak, aşevi gibi)
müştemilâtının deri fabrika ve atölyelerin yıkımı sırasındaki düzenlemelerde
de dergâha ait olmadığı sanılarak yıktırıldığı tahmin edilmektedir. 1939’da
çizilen dergâh ve çevresine ilişkin krokide (Tanman, 1997: 113) gözüken,
dergâh’ın kuzey ve doğu taraflarında derviş hücreleri gibi gözüken
müştemilâtta bu gün mevcut değildir, dergâh ana binasının (meydan evi)
kuzeybatısında mezarlık olarak gözüken alanda ise bu gün sadece bir tek mezar
kalmıştır.
İki
katlı, ahşap ve bağdadi yapıda olan dergâh ana binası bu gün bir hayli harap
durumdadır. Dergâh binasının sol yan taraf ve arka tarafından bazı bölümleri
çökmüş durumda ve bina biraz sol tarafa kayma göstermiştir. Şeyh odası, meydan
odası, mihman (misafir) odası, sofa, taamhane, kahve ocağı, selamlık, mabeyn gibi
bölümlerden oluşan meydan evi (dergâh ana binasına denir) hazire ve diğer
müstemîlâtıyla Eryek Baba, Kazlıçeşme Bektaşi Tekkesi ihya edilmeyi,
uyandırılmayı beklemektedir. Dergâhın aslına uygun olarak ve asli fonksiyonunu icra
edecek şekilde ihyası temennisiyle ...
DİPNOTLAR:
(1)
Ni’me’l-Ceyş: Arapça’da “mutlu
asker” demektir. Hz. Peygamber’in İstanbul’un fethini müjdeleyen ünlü hadis
rivayetinde “Kostantiniyye mutlaka fetholunacaktır. O’nu fethedecek kumandan ne mutlu
bir kumandan (emîr) dir ve ne mutlu onun erlerine (Ni’me’l-Ceyş)”.
Ni’me’l-Ceyş tabiri İstanbul’u fethedecek askerler, erler için
kullanılmıştır. Bundan dolayı İstanbul’un fethi kuşatmasında (1453) bulunan
askerler için kaynaklarda bu tabir kullanılmıştır.
(2)
Ketebe’de adı geçen aziz adlı
hattat, aynı zamanda, Emin Baba Bektaşi Dergâhının 1284/1867 tarihli kitabesini yazan
hattatdır.
(3)
Konyalı Perişan Hafız Ali Baba’nın
ölüm tarihine ilişkin olarak Anatolia Moderna’nın 7. Sayısında Kazlıçeşme
dergahına ilişkin makalede; 1301/1883-84 rakamı verilmektedir. Vatin ve Zarcane, Murat
Sertoğlu’nun “Bektaşilik Nedir” shf.341 ve Bedri Noyan’ın Hacı Bektaş’ta
Pirevi ve diğer ziyaret yerleri “kitaplarından nakille Perişan Baba’ya ilişkin
manzum tarihin, tarih beytinden 1301/1883-84 rakamı çıkarılmaktadır. Burada Perişan
Hafız Ali Baba’nın mezarının (A. Rıfkı’nın kaydının aksine olarak) Hacı
Bektaş’ta olduğu ortaya çıkmaktadır. (Vatin et Zarcone, 1997:81)
(4)
Yakova: Arnavutluk’ta bir kasaba
(5)
Kameriye: mehtaplı gecelerde oturulmak
üzere üstü örtülü ve etrafı açık çardak veya küçük köşk; kamelya adı,
kameriyenin bozulmuş halidir. Kamer Arapça’da “Ay” demektir.
KAYNAKLAR:
1.
Ahmed Cemaleddin, Çelebi, 1328. Bektaşi
Sırrı Nâm Risaleye Müdafaa, (Bektaşi Sırrı’nın 3. Cildi olarak) Asır
Kütüphanesi, İstanbul.
2.
Ahmed Münib Efendi, Bandırmalızade
Es-Seyyid, 1307. Mecmua-i Tekaya, Âlem Matbaası, İstanbul.
3.
Ahmed Rıfad Efendi, 1293.
Mir’atu’l-Mekasid Fi Def’i l-Mefasid, İbrahim Efendi Matbaası İstanbul.
4.
A. Rıfkı 1325-1328 Bektaşi Sırrı (1,2
ve 4. Ciltler). Asır Kütüphanesi, İstanbul.
5.
Birge John Kingsley, 1937/1965. The Bektashi
Order of Dervishes, Luzac a co. London.
6.
Cem Dergileri, 1997. 62-63-67 ve 69.
Sayılar, İstanbul.
7.
Es’ad Efendi, 1343. Üss-ü Zafer,
İstanbul.
8.
Evliya Çelebi, 1314. Seyahatnâme, 1. Cilt,
İstanbul.
9.
Gölpınarlı, Abdülbâki, 1992.
Alevi-Bektaşi Nefesleri, İnkılâp Yayınevi, İstanbul.
10.
Hassluck F. W., 1973. Christianity and Islam
Under The Sultans, Octagon Books, New York. USA.
11.
İNCİCİYAN, P.Ğ,1967. 18. Asırda
İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyet Yayınları, İstanbul
12.
KÖMÜRCÜYAN, Eremya Çelebi, 1955:
İstanbul Tarihi, Tercüme ve Tahşiye eden: Hrand D. Andreasyan, İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul
13.
KÜLÇE, Süleyman, 1944. Osmanlı Tarihinde
Arnavutluk, İzmir.
14.
Mehmed Ali Hilmi Dedebaba, Tarihsiz,
Kaşifu’l-Esrar’a Reddiye, Süleymaniye (İzmirli İ. Hakkı) Kütüphanesi,
No:1228’ de Kayıtlı yazma nüsha.
15.
Münci Baba, Şeyh Baba Süreyya, 1338/1340.
Tarikat-ı Aliyye-i Bektaşiyye, Kütüphane-i Sûdi, İstanbul.
16.
Noyan, Doç. Dr. Bedri, 1987.
Bektaşilik-Alevilik Nedir?, Ankara.
17.
Özdamar, Mustafa, 1994. Dersaadet
Dergahları, Kandil Yayınları, İstanbul.
18.
Öztürk, Yaşar Nuri, 1992, Tarihi Boyunca
Bektaşilik, Yeni Boyut Yayınları, İkinci baskı, İstanbul.
19.
Saadettin Nüzhet, 1930. Bektaşi Şairleri,
Mf. V. İstanbul Devlet Matbaası.
20.
Tanman, Baha, 1997. Le Tekke Bektachi De
Kazlıçeşme, Emplacement, Architecture Et Décoration; Anatolia Moderna – Yeni Anadolu
VII. shf.- 111-126
21.
Ünver, Süheyl, 1996. İstanbul Risaleleri,
5. Cilt, İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Kültür İşleri Daire Başkanlığı
Yayınları, İstanbul.
22.
Vatin Nicolas - Zarcone, Thierry, 1997. Le
Tekke Bektachi De Kazlıçeşme – Étude Historique Et Épigraphique; Anatolia Moderna
– Yeni Anadolu VII. shf 79-109.