|
Giriş
Türk
modernleşmesinde önemli bir yere sahip olan dini gruplar, bu
süreçte ayrı bir yer tutmaktadır. İşgal ettikleri öneme karşın
dini gruplar üzerinde yapılan çalışmalar yeterli değildir. dini
gruplar üzerinde değişimin meydana getirdiği farklılaşmanın
detayları konusundaki çalışmaların azlığı nedeniyle yeteri
derecede bilgi sahibi değiliz. Dolayısıyla bu değişimin belirgin
olarak bütün alanlara nasıl yansıdığı konusunda da fazla bilgiye
sahip değiliz. Dini grupların kimliklerinin yeniden üretildiği son
zamanlarda yukarıda bahsedilen hususların önemi bir kat daha
artmaktadır.
Türkiye’de dini gruplar içerisinde –Sünnilerden sonra- sayısal
olarak en büyük grubu teşkil eden Aleviler, modernleşme süreciyle
kendilerine yeni bir kimlik ürettiler ve kendilerini yeniden ele
alıp tanımlama ya da kültürel olarak hayal etmeye başladılar. Bu
süreçte geleneksel Alevilik tanımına dahil olmayan birçok husus
üretilen kimlik tanımına dahil edilirken yeni bir topluluk
kurgulayarak/hayal ederek başlanmıştır.
Kurgulama/hayal etme işlemi Alevilik tanımını genişletirken daha
çok Aleviliğin bu sürecin gerisinde kalmadığı hatta tam da bu
sürece denk düştüğü anlamına gelen savunma şeklinde
gerçekleşmektedir.
Cumhuriyet sonrası kırsaldan kente doğru hız alan göçlerle
kentleşen Aleviler, kendilerini ifade edebilecekleri bütün
alanlarda bir değişim yaşamışlardır. Sosyal yapıdan sosyal
ilişkilere kadar yaşamın bütün alanlarında etkilenen Alevilik,
değişim şartlarına uygun toplumsal anlayışı da ortaya koydu. Artık
Alevilik kamuoyuna mal oldu ve kendini sunacak imkan olarak da
yazılı kültürden yararlanmaya başladı. Çünkü “her belirsizliğin
tanımlanması, tartışılıp benimsenmesi ya da reddedilmesi
gerekmektedir.”
I-Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre Alevi-Bektaşi Edebiyatı
Bu
makale sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklılığı ortaya koyarak
Alevi-Bektaşi edebiyatının sözlü kültüre dayalı olduğu ve yazılı
kültürle beraber yeniden biçimlenişini anlatmayı hedeflemektedir.
Bu bakımdan sözlü kültür -bir tanım olarak- olumsuz bir anlam
içermemekle beraber heterodoksi bağlamında Alevi-Bektaşilik
lehinde bir anlamda da kullanılmamaktadır. Çünkü sözlü kültür,
ilk-ellere ait bir sosyal yapının gelişmemiş biçimi olarak kabul
görmektedir. Ayrıca bir önceki ifadeden yola çıkarak sözlü
kültürün yazılı kültüre nazaran Alevi-Bektaşi düşüncesinde “daha
özgür” bir yapı oluşturduğu savunusu ikili kurgu içerisinde
tutarsızdır.
Sözlü
ve yazılı kültürün birbirinden ayrılan özellikleriyle birinin
diğerine öncelenemeyeceği üzerinde duran bilim adamları, yukarıda
anlatılan düşüncenin sözlü kültür için de mümkün olduğunu
belirtmektedirler. Yazılı kültür aleyhine ve sözlü kültür lehine
sonuçlandırılan tartışmalara neden olan gerekçelerin
yetersizliğine dikkat çekmektedirler.
Sözlü
kültür, kendi ifade biçimi ile ihtiyaç duyulduğu oranda kendini
yenilemektedir. Söz, sahibinden muhataplarına birebir
ulaşmaktadır. Sorgulanabilen, değiştirilebilen ve hep aynı ifade
biçimini koruyabilen bir seyir izlemektedir. Bu haliyle sözün
muhatapları edilgendir ama bir o oranda da bütündürler.
Alevi-Bektaşiler tarafından yapılan çalışmalar ve çalışmaların
isimlendirilmelerine varıncaya kadar yazılı (kültürün) tarzına
uygun olarak ortaya çıkmıştır. Kayda geçen bu yapıtlar üzerinde
araştırmacı ya da eseri hazırlayan istediği gibi söz
söyleyebilmektedir. Artık yazılı metin, metnin sahibinden ayrı
olarak değerlendirilmekte ve eleştirilmektedir.
Yazı,
bir nesne, imal edilmiş bir ürün; zihni zayıflatan; metne soru
sorulunca cevap veremeyen; kendini savunamayan özellikleriyle
insan bilincini değiştiren en büyük buluştur.
Çünkü sözlü kültürden sonra düşünceyi sürekli olarak biriktirmekte
ve metin üzerinden daha da derinleştirmektedir. Bunun sonucu
olarak metin üzerinde sürekli sorgulamayı da sağlamaktadır.
Matbaanın icadından bu yana yazının artan hakimiyeti, kendisine
mecbur ettiği bir toplum oluştururken benliği de
keskinleştirmektedir.
Yazı, sözü nesneleştirirken edilgen hale getirir.
“Belirli sözlü metinlerin yazıya aktarılması, daha geniş bir din
sahasında ortaya çıkan yer değiştirmelerin sadece bir parçasıyken,
dinin daha kapsamlı olan sözlü ifadesinin, pratiğinin ve
kurumlarının yazıya geçirilmesi ise, hem dindeki dönüşümün
belirtisidir, hem de dinin dönüşmesini hızlandırır.”
“Burada, matbu metinlerin kendine özgü gücü kendini gösterir; öyle
ki sözün matbu metin haline gelmesiyle, bir dinsel sözlü gelenek
biçimi, ritüel yoluyla aktarılan, hayatı yönlendiren bir model
olmaktan çıkar, standartlaştırılmış bir doktrine dönüşür. Dini
öğretilerin yazıya dökülmesi, yaşanan bir dini, sistematik ve
nesnelleştirilmiş basılı metinler topluluğuna dönüştürebilir.
Artık bilgi miras olarak kuşaktan kuşağa devredilmez, bu metinler
kullanılarak edinilir, öğrenilir. Dini bilgi aktarımı artık farklı
bir araçla ve farklı bir konumu olan bir toplumsal pratikle
gerçekleşmektedir.”
Bu durum Alevilik kurumları üzerinde etki ederken aynı zamanda
sosyal yapıyı da etkilemiştir. Böylece Aleviler, Aleviliği yeniden
kurarak/uyarlayarak/dönüştürerek/yeniden ele almak zorunda
kaldılar veya ele almak zorunda hissettiler. Bu yeni durum hem
modernizmin itici bir güç olarak zorlaması hem de Alevilerin
Tanzimat sonrası oluşan ortama kendilerini uyarlama veya bu
değişimi kendileri için bir imkan olarak algılamalarıyla
sonuçlandı.
Alevi-Bektaşi kültürü için “asıl devrim” sözlü kültürden yazıya
geçilmesidir. Yazılı kültür, sözlü kültüre mukabil oluşturduğu
farklılaşmayı hem Alevi-Bektaşi geleneği içerisinde “dini otorite”
oluşturmada hem de bu yeni durumda “Alevi kimliğinin”
tarihselleştirilmesini ve yazıya geçirilmesini sağlamıştır.
Geleneksel anlamda sürdürülen sözlü kültür ve bu sözlü kültürü
aktarmada önemli işleve sahip “Dede” dini otorite kaybına uğramış
ve yazılı kültürle oluşan seküler eğitimden geçmiş entelektüel
dedenin otorite alanı ceme sıkıştırılmıştır. Bunun yanı sıra
yazılı kültürün yaygın hale gelmesiyle Alevi-Bektaşi kimliğinin
temelini teşkil eden dedenin yerine gazete ve dergilerle
belirginleşen yeni “Alevi Literatürü” geçmektedir. Alevi
literatürü, Alevi kimliğini oluştururken kültürel olarak yeni
iletişim araçlarıyla ”yeniden hayal etmek”tedir.
Esasen üniversite mezunu eğitim görmüş Alevilerden oluşan orta
sınıf, dedenin dini fonksiyonunun dışında –çoğu zaman bu alana da
müdahale ettiler- daha ön plana çıktı. Öyle ki son on yılda
gerçekleşen Alevi-Bektaşi örgütlenmelerini de bu orta sınıf
gençler yönlerdi.
Alevi-Bektaşi edebiyatının yazılı kültür ile tanışması son yarım
yüzyılda gerçekleşmiştir. Buna karşın Alevi-Bektaşi edebiyatının
yazıya aktarımı çok daha önceki yüzyıllarda başlamıştır. Yazıya
aktarılan bu eserler, sözlü kültür biçimini tamamıyla
yansıtmaktadırlar. Bazı istisnalara rağmen yol ve göreneklerin
yazılı olduğu kitaplar az değildir. Buna karşın bu eserler sözlü
geleneğin en güzel örnekleri olarak ele alınmalıdır. Sözlü
kültürün bütün özelliklerini taşıyan bu kaynaklar, yazılı kültür
içerisinde eski ihtişamını kaybetmiştir. Bu eserler arasında:
Cönk, Erkanname, Buyruk, Menakıbname
sayılabilir. Bu eserlere binaen Alevi-Bektaşi edebiyatının önemli
parçası olan nefeslerin, tanım ve içerik değişimi Aleviliğin son
yıllarda aldığı seyri bize verir. Bu tarihsel süreç aynı zamanda
zihinsel dönüşümün veya zihinsel inşanın boyutu/uzantıları
şeklinde gerçekleşmektedir.
Sadece Alevi-Bektaşi yazımının son on yıldaki bir
değerlendirmesine dahi bakılsa yazılı kültürün sözlü kültüre karşı
nasıl da bir parçalanmışlık oluşturulduğu görülebilir.
Alevi-Bektaşi –yazı- yazarları, Alevilik ve Bektaşilik konusunda
Alevi-Bektaşiliğin dini bir tanımından –ki bu tanım ya İslam’ın
özü ya da İslam dışı olarak belirginleşir- hümanist, milliyetçi ve
sosyalist bir içeriğe sahip olduğu tezi üzerinde odaklanmışlardır.
Bu eserlerde, Alevi-Bektaşiliğin kökeni ve doğuşu, inançlarının
temelleri ve kökenleri, mahiyeti, niteliği hakkında tezler ileri
sürmüşlerdir.
Bu çabalardan da görüleceği üzere, sözlü kültürün birleştirmesi ve
bir cemaat olarak tanımlamasına karşın yazılı kültür parçalayıcı
ve bireyseldir. Bu durum hem tanımlar hem kimlik olarak
belirsizleştiren bir yapı oluşturmaktadır.
Bildiriyi “Ayetten Nefese” şeklinde belirlemekten amaç, sözlü
kültürden yazılı kültüre Alevi-Bektaşi edebiyatındaki değişimi
vurgulamaktır. Birincisi (Ayet), sözlü kültüre gönderme yaparak
kentleşme öncesi bir durumu tanımlamada kolaylık sağlamaktadır.
Buna karşın ikincisi (Nefes), yazılı kültüre gönderme yaparken bu
süreçte Alevi-Bektaşi edebiyatının Türk Halk
Şiiri veya Türk Halk Edebiyatı içerisinde yer alan bir türe
karşılık gelmektedir. Artık nefes, Alevi-Bektaşi edebiyatı
-geleneksel tarzının ortaya çıktığı bir şekil olmaktan ziyade-
dünyevi-seküler bir anlama karşılık gelmektedir. Öyle ki nefes
geleneksel Alevi-Bektaşi edebiyatı tarzındaki sözlü kültür
etkisini de yansıtmamaktadır. Çünkü nefes, hem biçim itibariyle
yazılı kültür hem de içerik itibariyle güncel ve toplumsal
olaylara yöneldi. Çünkü Alevi-Bektaşi topluluk üyelerinin önemli
bir kısmı geleneksel yapıyı yansıtan dini kurumların etkisinin
dışında kaldı.
Başlığın bu şekilde verilmesinin bir başka nedeni ise;
Konya/Ereğli Alevileri
üzerine yürütmüş olduğum alan çalışması esnasında kaynak
kişilerden birinin bu konudaki açık ve net ifadeleri de
belirleyici oldu. Kaynak kişi, muhtelif zamanlardaki
görüşmelerimizde anlatmış olduğu konulara örnek olarak Ayet
okuyordu. Tam olarak şöyle ifade ediyordu: “Bak, bu konuda bir
ayette şöyle diyor” ve ardından bir nefes okuyordu. İlk zamanlar
Kur’an’dan ayet okumasını bekledim çünkü kaynak kişi Kur’an
okumayı biliyordu. Böyle düşünmemde etkili olan bir başka nokta
kaynak kişinin farklı zamanlarda Kur’an’dan ayetlerini okuyarak
yorumlamasıydı. Her ayet okuyuşunda Kur’an’ı ne kadar iyi biliyor
diye hayrete düştüm. Bir süre sonra Kur’an ayetlerini okumayınca
anlatmış olduğu konulardan dolayı Kur’an’ı iyi bir şekilde biliyor
da anlam olarak yorumluyor diye açıklamalar getirdim. Hatta bu
açıklamalarına saz şairlerinin eserlerini uyarlıyor ve Kur’an
ayetleri ile saz şairlerinin eserlerini anlam olarak nasıl üst
üste getiriyor diye düşündüm. Tabii bunlardan hiç biri değildi.
Doğrudan kaynak kişi okumuş olduğu nefeslere “ayet” diyordu.
Öyleyse şimdi de Alevi-Bektaşi edebiyatı içerisinde bu terimin
kazandığı anlamları terimleri ile beraber verelim.
Alevi-Bektaşiler inanç ve ibadetlerine “Yol” ve “Sürek” adı
verirler. “Sürek Sürmek” adı verdikleri yol ve görenek şifahi
rivayetlere dayanmaktadır. Yol ve gelenekler, grup içinde
büyüklerden, dini liderlerden öğrenilir. Hece vezni ile yazılmış,
“Deyiş”, “Buyruk”, “Ayet”, adı da verilen “Nefes”ler, “Hayırlı”
adı verilen, gülbanklar özellikle cem törenlerinde ve çeşitli
toplantılarında, saz çalınarak veya sözlü olarak okunur ve Yolun
ve Sürekin esasları bunlar vasıtasıyla öğrenilir ve öğretilir.
Melih Duygulu bu tanımlarla ilgili : “Deyiş teriminin karşılığı
olarak bazı Aleviler, Deme, Beyit, Dime, Deylem, Ayet
(italikler yazara ait) gibi sözcükleri de kullanmaktadırlar.
Örneğin, Erzincan’da Beyit, Sivas’ta Ayet,
Malatya’da Deme sözcükleri hep deyiş teriminin yerine
kullanılıyor. Bunların arasında Ayet son derece ilgi çekici
bir adlandırma olarak karşımıza çıkıyor. Bazı Aleviler’in Kur’an
ayetleriyle halk şairlerinin (Aşıkların) deyişlerinin aynı
manaları içermesinden kaynaklandığını söyledikleri bu terimi, pek
çok Alevi grubun bilmediğini de eklemekte yarar vardır.”
Doğal
olarak nefeslerde Alevi-Bektaşiliğin temel inançları belli başlı
konulardan birini teşkil etmektedir. Düvaz-İmam, Miraçlama, Semah,
Mersiye
“Ali”, “On İki İmam”, “Kerbela”, “Hacı Bektaş ve Pir ve Mürşitlere
Övgü ve Saygı”, “Tevella”, “Teberra”, “Üçleme”, “Devriye”,
“Tarikata Bağlılık ve Yollarını Öğrenme”, “Menkıbeler, Hikayeler”,
“Softalara ve Zahitlere Taşlamalar”, “Zamandan Yakınmalar”,
“Serbest Söyleşiler, Sevda ve Karışık Konular” gibi inançlar
nefeslerin ana konuları arasında yer almaktadır.
Bir başka antolojide ise bu konular şöyle belirlenmiştir:
“Kendilerince Kendileri, Düvazdeh İmam, Mersiyeler, Birlik,
Devriyeler, İran’a Bağlılık, Övüş, Ahlak ve İnançlar, Erkandan
Bahseden Şiirler, Söz, Giyim-Kuşam, Aşk, Ahlak ve İnançları
Tenkid, Kadın Davası, İnsani Görüş, Maniler.”
Bildiri Alevi-Bektaşi edebiyatının geleneksel yedi saz şairine
gönderme yaparak son dönem örnek yedi ozan üzerinde konuyu izah
etmeye çalışacaktır. Alevi-Bektaşilerin yedi saz şairi: Şah
Hatayi, Fuzuli, Nesimi, Virani, Yemini, Pir Sultan Abdal, Kul
Himmet.
Buna uygun olarak son dönemde yaşamış ve Aleviler arasında hüsnü
kabul görmüş yedi ozanı şöyle sıralayabiliriz: Davut Sulari, Aşık
Daimi, Aşık Zamani, Nesimi Çimen, Aşık Ali İzzet, Hüseyin
Çırakman, Mahsuni Şerif.
Burada dile getirilmeden geçilmeyecek bir başka nokta:
Alevi-Bektaşi edebiyatı için Cumhuriyetin ilk yıllarından 1960’lı
yıllara kadar geçen süre ara dönem sayılır. Bu ara dönemde
Alevi-Bektaşi saz şairleri kırsal alanda “melez” bir yapı
oluşturdular. Yani hem geleneksel ürünleri hem modern ürünleri
birlikte sundular. Bu her iki yapı birbirinden bağımsız olarak
aynı bünye içerisinde taşındı. Bu dönemin en güzel örneklerinden
birisi Aşık Veysel’dir. Aşık Veysel, şiirlerinde geleneksel
temalara yer verirken güncel konulara da yer verdi. Buna karşın
kendisinden sonra gelen ve makalenin konusu olan ozanlar
tarafından eleştirildi.
Yukarıdaki isimler Alevi-Bektaşi edebiyatının modernleşme
sürecinin örnekleri olarak seçilmiştir. Buna ilaveten bu isimler,
kamuoyu tarafından da tartışmasız büyük ozanlar olarak kabul
edilmiştir. Bu kabul ediş, geleneksel yedi büyük ozana karşılık
gelmemektedir. Bizim bu şekildeki tutumuz sadece biçimsel olarak
bir seçim veya yedi sayısı hususunda geleneği sürdürme gayreti
olarak ele alınabilir. Aksi halde bu yediyi tespit etmek belki de
mümkün değildir. Çünkü Alevi-Bektaşi edebiyatının son dönem
temsilcileri bir hayli yekun tutmaktadır. Ayrıca bu ozanlardan
hangisinin yediye karşılık geleceği göreceli bir durumdur Hem
şekil hem de içerik olarak hangisinin yediyi karşılayacağı konusu
da bir başka tartışmaya neden olacağı gibi bu ölçülere uygun
olarak belirlenmesi de imkansızdır.
II-Alevi-Bektaşi Edebiyatının İçerik Değişimi Ve Farklılığın Uygun
Hale Getirilmesi
Alevi-Bektaşi edebiyatı içerisinde önemli bir yer tutan nefesler,
hangi terminoloji ile dile getirilmektedir? Bu terminoloji
Alevi-Bektaşiler arasında hangi anlamlara ve bu anlamlar da nelere
karşılık gelmektedir? Bu soruları daha da çoğaltmak mümkündür. Bu
birkaç soru bile konuyu sunabilecek yeterliliktedir. Buradan
hareketle Alevi-Bektaşi edebiyatına karşılık gelen terimleri
verelim: Ayet, Kelam, Deyiş, Nefes.
Cem,
Alevi-Bektaşiliğin en önemli ritüelidir. Alevi-Bektaşi grubunun
hem kurumsal hem de fonksiyonel olarak kimliğini bütünüyle ortaya
koyan yegane ibadettir. On iki hizmetten oluşan cemde en başta
dede/pir/baba bulunur. İkinci sırada ise zakir bulunur. Hem dede
hem de zakir Alevi-Bektaşi edebiyatının yaratıcısı, aktarıcısıdır.
Böylece dede/zakir bu edebiyatın
yaşamını/sürekliliğini/canlılığını ve korumasını sağlarlar.
Cemlerde ayet/nefesi ya dede ya zakir ya da her ikisi okurlar. Bir
enstrümanla icra edilen nefesler, cemin etkili ya da coşkulu
olmasının en önemli unsurudur.
Osmanlı Devletinin yıkılması Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber
Türk toplumunda meydana gelen değişmeler Halk Edebiyatını
etkilediği gibi Divan Edebiyatını da etkileyerek dayandığı
toplumsal yapıyı değiştirmiş oldu. Halk Edebiyatı Cumhuriyet ile
beraber değişime uğramakla beraber toplumsal kökenlerini bir süre
daha muhafaza etti. Alevi-Bektaşi edebiyatının önemli dönüşüm
noktası Cumhuriyetin ilanıdır. Bu vesile ile Cumhuriyetin kurucusu
Mustafa Kemal’e karşı olumlu bir tavır alarak onun devrimlerini
destekleyen şiirler Alevi-Bektaşi edebiyatının konuları arasında
yer aldı. Esas itibariyle Alevilerin, Cumhuriyet ve Mustafa Kemal
yanında yer alışları uzun süre ozanların diliyle ifade edildi.
Aleviler, Osmanlı Devletinden farklı olarak anayasa önünde
kazandıkları vatandaşlık
hakkının gereği olarak büyük bir destek vermiş oldular.
Cumhuriyetin bütün değerlerine sahip çıkan Alevi ozanları,
şiirlerine bunu yansıttılar.
Alevi-Bektaşi edebiyatının üretim mekanı olan tekkelerin
Cumhuriyetle birlikte kapatılması Alevi-Bektaşi şiiri yönünden en
verimsiz dönem sayılabilir.
Bu dönemden sonra önemli hiçbir ozan yetişmedi. 1960’lı yıllara
kadar olan süreçte ise Alevi-Bektaşiler eskinin yinelenmesi dışına
çıkamadılar. Bir süre sonra da Alevi-Bektaşi ozanları daha çok
sosyal, politik, güncel konulara değinerek, konuları bakımından
dağınık şiirler yazdılar.
Göç
ve kentleşme gerçekleşen değişimde önemli yere sahip olan
hususların başında gelmektedir. 1950 yılından itibaren şehirlere
doğru hızlanan göç, Alevi ozanlarını da içerisine aldı. Mevcut
durumu şiirlerine yansıtan ozanlar, daha çok şehirlerde
karşılaşılan olumsuz durumu dile getirdiler. Buna ek olarak
Alevi-Bektaşi edebiyatının açılım sağladığı bir diğer hususta
yurtdışı göçleridir. Yurtdışına giden Alevi-Bektaşi işçiler,
burada kendilerine has ayrı bir şiir tarzı oluşturamadılar.
Alevi-Bektaşi geleneğini sürdürürken içinde yaşadıkları sosyal
şartları yansıtan şiirler daha çok da gurbet şiirlerini ön plana
çıkardılar.
1961
Anayasası ile beraber DP döneminde kapatılan dernekler yeniden
açıldı. Sağlanan demokratik ortamda yeni yayınlar arttı. Özellikle
sol yayınlarda önemli ölçüde artış meydana geldi. Türkiye İşçi
Partisi
etrafında oluşan yeni çevre ve bu çevrenin oluşturduğu yeni
terminoloji bu çevreye yakın duran Alevi-Bektaşi ozanlarına
yeni bir isim verirken şiirlerinin içeriğini de değiştirmiş oldu.
Milli Demokratik Devrim ve Proleter Devrimci Aydınlık
gibi çevrelerin yayınlarının etkin olması ve bu çevrelere yakın
olan ozanların şiirlerine bu yayınlar içerisinde yer vermeleri de
sol söylemli dönüşümde etkili oldu.
Bu aşamadan itibaren ozanlar, “devrimci ozanlar” diye literatüre
yeni bir tanımla geçtiler.
Bu ifade ile saz şairleri kendi yerlerini ya toplumcu ya da
devrimci ozanların yerine bıraktı. Şiirlerinde, konserlerinde
halkın, toplumun sorunlarını dile getirip demokrasi, toplumsal
adalet, ulusal bağımsızlık, barış, özgürlük gibi konuları ön plana
çıkardılar. Böylece halk şiiri –büyük oranda geleneksel biçimini
korusa bile- içerikçe, işlevce yeni, çağdaş boyut kazandı. Bu hal
birçok kesimin dikkatine sunulurken halk şiirine geçici de olsa
canlanma ve açılım sağlamış oldu.
Bu
geçen süre içinde kırsal kesimde yaşayan Alevi-Bektaşi ozanların
yeni bir atılım içinde olduğunu da söylemek mümkün değildir.
Kırsal kesimden gelen ozanlar, Alevi-Bektaşi geleneğini
sürdürmekle beraber geleneksel konuları tekrarlamaya devam
ettiler.
Burada tam olarak kırsal kesim ozanlarının geleneksel ifadeleri
ile kentlerdeki yeniden üretilen ozanlar arasında dil/ifade
birbirine yaklaşmış oldu. Alevi-Bektaşi ozanları, büyük illerde
yaşayan şairlerin ifade tarzıyla konuşup yazmaya başladı..
Buna
karşın sözlü ve yazılı edebiyatın/kültürün ikili bir biçimi hala
yürürlülüktedir. Çünkü sözlü kültür olmadan yazılı kültür
varlığını sürdüremez bir başka deyişle sözlü kültür her zaman
yürürlükte ve yazılı kültürü beslemektedir.
Clarke’n araştırmasına göre, “ankete katılanların çoğu ana
kaynaklarının kitaplar ve Pir Sultan ya da Hatayi gibi önde gelen
şairler olduğunu belirtseler de, ocağa özgü şiirleri olduğunu
belirtenlerin yüksek oranı, hala sözsel aktarıma verilen önemi
yansıtmaktadır.”
Bir süre sonra cemlere iştirak ederek sürdürülen sözlü kültür,
kentleşme sürecinde yazılı kültürün kendisini göstermesiyle bilgi
kaynağı kitaplar olmuştur.
“Çok sayıda şiir antolojisi son yıllarda basılmış olsa da, yazarın
kim olduğu sorusu pek sorulmamaktadır. Pek çok derleyici artık
kaynak kişinin ismini vermeye çalışmaktadır. Belirli ocaklar
üzerine sadece az sayıda, düşük baskılı birkaç kitap
yayınlanmıştır.”
Alevi-Bektaşi şiiri, “son elli yıl içinde, kırsal kesimden büyük
yerleşme yerlerine göçerken yalın dilden başka taşıyıcı, ulaştırma
aracı bulamadı. Bu gidişle, öteki yazın alanlarında olduğu gibi
Alevi-Bektaşi geleneğini sürdüren şiir türünde de bir değişme,
belli bir öbeğin şiiri olmaktan çıkıp bütün toplumun sesi olma
eğilimi ağır basacağa benziyor, Alevi-Bektaşi şiiri Türk
toplumunun şiiri olma yolundadır. Dil egemenliğini sürdürmeye
başlayınca bir çok engeli aşıyor.”
Halk
edebiyatı araştırmacıların ortaya çıkması ile birlikte
Alevi-Bektaşi ozanları üzerine müstakil çalışmalar yapılmasının
yanında Alevi-Bektaşi şairlerden bazıları eserlerini yayınladılar
ve plak/kaset çıkarma imkanı buldular. Radyolarda, gazinolarda,
sinema ve tiyatro salonlarında, örgüt toplantılarında eserlerini
daha büyük kitleler önünde okumaya başladılar.
Şurası burada vurgulanmadan geçilmeyecek kadar önemli: Kentlerde
iş bölümünün en üst düzeyde olmasının sonucu kente göç eden
Aleviler, işçi veya modern kurumlarda yer alıp çalışmaya
başladılar. Bunlar arasında fabrikalarda işçi, radyoevlerinde
sanatçı olduğu gibi eğlence dünyasının muhtelif kollarında da yer
alarak gazinolarda görünmeye başladılar. Burada iki önemli husus
dikkate değer, bunlardan birincisi Alevi-Bektaşi edebiyatı kamusal
alanda kendini göstermiş oldu. İkincisi geleneksel olarak farklı
bir çizgide kendine yeni imkanlar sağladı. Her iki durumda da
nefesler doğal ortamından taşınarak başka ihtiyaçlar için malzeme
olmuştur.
Halk
şiirinin çağını tamamladığını, saz şairini doğurup besleyen
koşulların her geçen gün ortadan kalktığını, onun yerini gramofon,
radyo, pikap, televizyon vb. modern eğlence araçlarının aldığı
görüşü de hakimdir. Yine aynı görüşe göre, “kısa bir zaman sonra
halk şairi de, onun temsil ettiği halk şiiri de kültür tarihimizin
malı olacaktır.”
Çünkü saz şairlerini ortaya çıkaran ve yaşatan sosyal şartlar
değişmiştir. Tanzimat’la beraber toplumun bütününe yayılan yeni
düşünceler ve bu düşüncelerin göstergeleri/gerekçeleri arasında
gösterilen yaygın eğitim iletişim araçları ve medya etkinlik
olarak hayat anlayışını değiştirmiştir.
Geleneksel olarak Alevi-Bektaşi edebiyatının öğretimi hem mekan
hem biçim hem de dinleyicisi itibariyle değişmiştir. Cemaatin
içinde dönüp dolaşan ve cemaatin kimliğini oluşturan bu eserler,
cemiyete mal olarak daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmıştır.
Cemaate ait sembollerle dolu olan bu -semboller evrensel değerlere
paralel olarak belirlenmeye- bu gizli anlamlarını
kaybetmeye/örtmeye/gizlemeye devam ederek işlevsiz hale gelmiş ve
dünyevileşmiştir. Şiirin söylendiği en önemli mekan olan cem
ayinleri/cem evleri yerine radyoevleri, gazinolar, tiyatro ve
sinema salonları, saz kurslarında notalarla öğrenilen nefesler,
mekan sınırı olmadan her yerde okunabilen bir hal almıştır. Sözlü
kültürün çıraklık yoluyla öğretimi yerini yazılı kültürün
etkisiyle kurslarla kazanılan eğitimle elde edilmeye başlanmıştır.
Böylece Aleviliğin aktarımında ve devamında en önemli araçlardan
biri olan nefesler, modernleşme sürecinde anlamlarından içeriğine
kadar değişim geçirmektedir. Geleneksel olarak varlığını sürdüren
nefesler, modernleşme sürecinde kendini başka bir içerik ve yeni
tanımlar veya daha popüler olan bir anlama terk ederek yerini,
eski-geleneksel/yeni-modern nefesler şeklinde ikili bir
farklılaşmaya bıraktı. Alevi-Bektaşi edebiyatı, açlık, yoksulluk,
işçilerin durumu, işlevleri, ile Alevilerin politik durum ve
yapılarını yansıtan, tarikat kavram ve konuları ile yer
değiştirirken tanrı sevgisi maddi aşka dönüşmüştür.
Günümüzün Alevi-Bektaşi şiiri eski özelliğini yitirmiş,
modernleşme karşısında kendi anlayışına göre bir tutum takınmıştır
denebilir, verilen ozanların eserlerinin incelenmesinden böyle bir
sonucu çıkarmak mümkündür. Çünkü “yazı, bilincin yapısını
değiştirir” görüşüne göre, günümüz Alevi-Bektaşi yazını yazılı
metinle nesneleştirildikten sonra sözlü bir tür olmaktan çıkmış,
diğer yazı türleri arasına karışmıştır.
Yukarıda temel iki nokta üzerinde Alevi-Bektaşi edebiyatının
içerik olarak değişimine vurgu yapıldı. Görüleceği üzere bu iki
nokta aynı zamanda Alevi-Bektaşi edebiyatını geleneksel seyrinden
uzaklaştırdığını da gösterdi. İçerik, siyasi ve ideolojik malzeme
haline getirildi. Bu durum Alevi-Bektaşi edebiyatını seyrinden
çıkarmasından itibaren –yeni ilerici kimliğiyle- aynı zamanda
protest bir yapıya sürükledi. Tam da burada gerçekleşen protest
yapı Sünnilerden sağcılara, gericilere ve dincilere doğru bir
seyir kazanmış oldu. İletişim araçlarının malzemesi haline gelen
ozanlar daha popüler hale geldiler. Buna karşın geleneksel yapıyı
sürdüren saz şairlerinin kutsallıkları da kaybolmuş ve
tanınmışlıkları ve kendilerine gösterilen ilgi dahi geleneksel
çizgiyi sürdüren şaz şairlerinin Alevi-Bektaşi edebiyatının
günümüzdeki belirleyicileri olamamışlardır. Bununla beraber
geleneksel seyri sürdüren ozanların popülerliği kaybolmuştur.
Günlük bir malzeme haline gelen Alevi-Bektaşi edebiyatı aynı
zamanda geriye dönük olarak Alevi-Bektaşi edebiyatını da yeniden
okuma/tanımlama/tanıtmaya ve ideal bir Alevi-Bektaşi tipi hayal
etmeye başlamıştır. Özellikle sol söyleme sahip olunan 1960
yılından sonra ozanlar, protest ve otoriteye karşı olduğu
işlenmeye başlanarak siyasallaştırıldı. Zaten “o yıllarda ve
1980’lerin ortalarına kadar, Alevi kimliği, kamuoyunda dini değil,
siyasi terimlerle tanımlanıyordu.”
Bu başkaldırı “Sünni” olarak nitelenen ve ilerlemeye, çağdaş
yaşama, demokrasiye karşı olarak tanımlanan otoriteye karşı ileri
sürdürüldü. Oysa geleneksel şiirde dile getirilen eleştiriler, son
dönem ozanlarında tamamen inkar edilmiştir. Özellikle inanç,
ibadet ve sosyal ilişkilere yönelik olarak dile getirilen
eleştirilerde bu değerlere ait terminoloji –ki bu terminoloji hem
Alevi-Bektaşiler için hem de Sünniler için ortak olmasına rağmen-
ile sosyal hayata yansıyan dini tecrübe arasındaki boşluk,
geleneksel şiirde yer alan önemli temalardandı. Oysa bu durum son
dönemde tamamen “Sünni” tanımı altında ret edilir hale gelmiştir.
Çünkü Alevi-Bektaşi entelektüel ozanları Alevi-Bektaşiliği
ötekileştirerek gündelik yaşamlarından çıkardılar ve yeniden
ürettikleri Alevi-Bektaşiliği monte ettiler.
EK I
Davut
Sulari,
Vatandaştan oy almaya
Gelecekmiş hilafetçi
Bir
erkeğe dört tane avrat
Verecekmiş hilafetçi
Afyon
Eskişehir gözler
Konya
Adana da özler
Her
ilimiz bunu izler
Erecekmiş hilafetçi
Bir
erkeğe dört tane hatun
Verecekmiş hilafetçi
Beş
yüz sene gerisin geriye
Gidecekmiş hilafetçi
Kilidi Cennette kalmış
Anahtarı emre almış
Softanın birisi vermiş
Açacakmış hilafetçi
Bir
kocaya dört tane avrat
Verecekmiş hilafetçi
Yetmiş huri hizmetini
Kılacakmış hilafetçi
Çarşaf peçe giydirecek
Sulari der ayrılacak
Gericilik uyduracak
Şer(i)atçıymış hilafetçi
Aşık
Daimi,
Asır
geldi yirmi bire dayandı
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
Cümle
alem uykusundan uyandı
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
Erzincan’dan Fırat geçer boşuna
Bakakaldım Karasu’yun coşuna
Bunca
zaman geçmiş boşu boşuna
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
Erzurum Hınıs’ı Kars’ı Göle’si
Orda
vardır sömürünün hilesi
Karaköseli’nin bitmez çilesi
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
İptidai Tunceli’nin köyleri
Tükenmiyor ağaları beyleri
Siirt’in Bitlis’in harap evleri
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
Biraz
dolaşalım Van’ı Mardin’i
Dinleyelim işçi-köylü derdini
Mamur
görmeliyim halkın yurdunu
Ne
zaman kalkınır doğu illeri
Medeniyetin nuru ağdığı zaman
İlim
cehaleti boğduğu zaman
Sanayi güneşi doğduğu zaman
O
zaman kalkınır doğu illeri
Daimi’nin sözü sözden alana
Biraz
çıka memleketi dolana
Şimdi
sıra geldi yiğit olana
Bakalım ne olur doğu illeri?
Aşık
Zamani,
Ben
ölmek istemem körü körüne
Ölümüm bir işe yaramalıdır
Hayat
vermeliyim mutlak birine
Ölümüm bir işe yaramalıdır
Bir
bütünü eşit bölmek ne güzel
İnsanlığa hizmet etmek ne güzel
Bir
gaye uğruna ölmek ne güzel
Ölümüm bir işe yaramalıdır
Ben
bir Zamani’yim bir kavgadayım
İnsanlığa canım feda edeyim
Ölümden korkmam ki, çünkü maddeyim
Ölümüm bir işe yaramalıdır
Nesimi Çimen,
Çokça
mürekkep yalamış
Ancak
kendine iş bulmuş
Diplomalı cahil olmuş
Ah
diplomalı cahiller
Halka
yolları şaşırtan
Kendini bir pula satan
Kör
gibi çamura satan
Ah
diplomalı cahiller
Kiminin çok diploması
Odur
milletin belası
Mideye işler zekası
Ah
diplomalı cahiller
Kimi
köye ağa olmuş
Sürülere kurdu salmış
Okudukça hayin kalmış
Ah
diplomalı cahiller
Gör
tarihin akışını
Halk
fark eyledi taşını
Diploman yesin başını
Ah
diplomalı cahiller
Diplomalı olan alim
Halkına hiç olmaz zalim
Satmaz halka her dem çalım
Ah
diplomalı cahiller
Çağını görmeyen hayın
Kitap
rafta boştur beyin
Tersine işleyen layın
Ah
diplomalı cahiller
Nesimi, elime hayran
Cahilin köküne ayran
Okumuştu Yezit, Mervan
Ah
diplomalı cahiller
Ali
İzzet Özkan,
Köyü
harap etti baykuş ötüyor
Hırsızlar başkanı şakavat muhtar
Padişahlar gibi alıp satıyor
Memleket düşmanı hıyanet muhtar
Öksüz
oğlan dul karıyı soydurur
Ocaklar batırır gözler oydurur
Köy
halkının ayağını kaydırır
Milletine eder hakaret muhtar
Beş
yüz lira mektep yarası noldu
Dört
yüz elli lira anamdan çaldı
Köyün
bütçesini yarıya böldü
Az
paraya etmez kanaat muhtar
Bir
mektebi dört beş yere kaldırdı
Dama
taşı etti halkı güldürdü
Oradan da kesesini doldurdu
Haram
olsun sana be nalet muhtar
Hemi
muhtar hemi haksız hem bakkal
Hem
ahlaksız hem humari hemi kel
Hemi
sarhoş hem zinakar hem deccal
Arlanmaz utanmaz cenabet muhtar
Bazı
yollar yanında dolanır
Yal
yemiş it gibi ürer yalanır
Zulm
ile var olan bir gün dilenir
Düşer
belalara akibet muhtar
Fakir
fukarayı yuttukça yuttu
Köyün
tavuğunu bolca meretti
Sarı
çamlı yaylamızı da sattı
Aslı
haramzade necaset muhtar
Suçlulara sizi kurtarırım der
Aldatır yaldatır beş on kuruş yer
Bazı
memurları kafeslere kor
Hem
yer hem yedirir (ü)rüşvet muhtar
Görmediği suça şahitlik eder
Ayda
birkaç defa sorguya gider
Şeytanı lainin koyunun güder
Fitnedir yaptırır cinayet muhtar
Tuzu
gazı köyün yağını yedi
Nice
gül yetimin hakkını yedi
Bu
dolandırıcı çoğunu yedi
Mürtekip kepaze nedamet muhtar
Sahtekar yalancı dinsiz imansız
Kanımızı sordu bıraktı cansız
Yazık
bu millete demez vicdansız
Kahrol bu halk san emanet muhtar
Adil
beyler köyümüzde soygun var
Gören
yoktur soran yoktur yangın var
Adalete hücum ede çapkın var
O da
bizim köyde malamat muhtar
Eski
ameleye bey oldu hemen
Çok
fakiri zengin eder bu zaman
Akşam
sabah inşallahürrahman
Kopacak başında kıyamet muhtar
Al(i)
İzzet esiriz bir elden alın
Atatürk başıyçin imdada gelin
İslam
defterinden bu iti silin
Haşa
Türk değil bu ne millet muhtar
Hüseyin Çırakman,
Odun
yok kömür yok param kalmadı
Halimizi bir gel de gör insanlık
Ölmek
istiyorum çarem kalmadı
Halimizi bir gel de gör insanlık
Yavrum yılda bir kez yemezken eti
Pirzolayla besler bazısı iti
Nasıldı unuttum kaymağı sütü
Halimizi bir gel de gör insanlık
Genellikle menfaate uyan var
Halk
sırtından yeyip yeyip doyan var
Çıkar
için insanlara kıyan var
Halimizi bir gel de gör insanlık
Zenginlere dem üstüne dem gelir
Fakirlere gam üstüne gam gelir
Her
bir şeye zam üstüne zam gelir
Halimizi bir gel de gör insanlık
Çırakman’ım sazım ile gezerim
Halkım için gerçekleri yazarım
Korkum yoktur hazırlansa mezarım
Halimizi bir gel de gör insanlık
Mahsuni Şerif,
Uzaktan yakından yuh çekme bana
Sana
senin gibi baktım ise yuh
Efendi görünüp bütün insana
Hakkın kullarını yıktım ise yuh
Yuh yuh soyanlara
Soyup
kaçıp doyanlara yuh yuh
Ben
hoca değilim muska yazmadım
Ben
hacı değilim Arap gezmedim
Kuvvetliyi sevip zayıf(ı) ezmedim
Namussuza boyun büktüm ise yuh
Yuh yuh ben böyleysem
Yuh yuh sen öyleysen
Ere
sopa vuran paşa değilim
Ben
merdi ezmeye maşa değilim
Atomcuyum kirli köşe değilim
Memleketi satıp yaktım ise yuh
Yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
Ne
demek efendim bey ve amele
Fakir
soymak yakışır mı kamile
Rüşveti hak bilip her dakka hile
Yapıp
yapıp kafa çektim ese yuh
Yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
İnsanlığa kıyanlara yuh yuh
Bu
kadar milletin hakkın alanlar
Onları kandırıp zevke dalanlar
Diplomayla olmaz hakim olanlar
Suçsuzun başına çöktüm ise yuh
Yuh yuh ben böyleysem
Yuh yuh sen öyleysen
Mahzuni’yim benden başlar asalet
Asillere paydos beye nihayet
Şu
insanlık derde girerse şayet
Ona
yar olmaktan bıktım ise yuh
Yuh yuh ben böyleysem
Yuh yuh sen öyleysen
BİBLİYOGRAFYA
|