CEMEVLERİ TARTIŞMALARI EKSENİNDE
GÜNÜMÜZ ALEVİLİĞİNE BAKIŞLAR[1]
Yrd. Doç. Dr. Ali YAMAN[2]
(04.04.2005)
Bu makalemizde özellikle
1980-90’lara kadar sözlü kültürel niteliği baskın olan Alevi-Bektaşi
toplulukların modernite sonucunda yaşadığı dönüşüm ve bu dönüşüm
sonucunda ortaya çıkan tartışma konularından Cem evleri ve Yazılı kültüre
geçiş konuları üzerinde durulacaktır. Bizim bu konuları ele alırken
izleyeceğimiz yöntem, meseleyi yönlendirme amaçlı veya ideolojik bir metin
oluşturmaktan çok, 1996 yılında bu yana sürdürdüğümüz alan araştırmaları
doğrultusunda olguları tespite çalışmak şeklinde özetlenebilir.
Cem
evleri Meselesini Nasıl Anlayabiliriz?
Geçtiğimiz
on beş yıl içerisinde yoğun bir şekilde gerek büyük kentlerde gerekse kırsal
alanda bulunan pek çok Cemevini ziyaret etme imkanım oldu. Bu ziyaretlerim sırasında
buradaki faaliyetleri gözlemledim ve hizmetleri yürüten kişilerle görüştüm.
Burada bu gözlemlerimi sunmaya çalışacağım. Bu şekilde zaman zaman yaşanan
Cemevleri tartışmalarına katkıda bulunmak üzere burada bu konunun ayrıntılarına
değinmek istiyorum. Alevilerin kentleşmesi tarihi yenidir. Bunun tarihsel ve
sosyal nedenlerini burada uzun uzun ele almaya gerek yok. Bunu hepimiz
biliyoruz. Türkiye kentleşirken herkes gibi Aleviler de yurtiçinde kentlere
ve yurtdışındaki ülkelerdeki sanayi merkezlerine akın etti. Aleviler dışındaki
vatandaşlar inanç kurum, kuralları ve mekanları konusunda daha az sıkıntı
yaşarken, aynı konularda Alevilerin çeşitli sıkıntılarla karşılaştığını
biliyoruz.[3]
İbadet olarak kabul edilen ritüellerin yapılmasından tutun da, cenazeler
kaldırılırken yaşanan çeşitli sorunlara kadar birçok sorun nedeniyle
Cemevleri bir sosyal kurum olarak ortaya çıkmıştır. Cem evleri konusunun
esas olarak Alevilik konusunun kamuoyunda tartışılmasına paralel olarak
1990’ların başlarından itibaren gündeme geldiğini görüyoruz.
Bu
konuda ilk olarak “Aleviler bakımından Cem Ritüelinin anlamı nedir?”
sorusunun cevaplanması gerekmektedir. Cemevleri konusunu anlamaya ancak böyle
başlayabiliriz. Yoksa konuya Sünni perspektif ve Sünni inanç kurum ve
kuralları bağlamında yaklaşırsak bir yere varmamız ve Alevilerin bu
konudaki yaklaşımlarını anlamamız mümkün değildir. Böyle olduğu içindir
ne yazık ki bu konular hala “sorun” oluşturmaya ve hatta dış güçlerin
de müdahalesine açık bir alan olmaya devam edebilmektedir.
1994
yılından bu yana Alevilik konusunda özellikle Orta ve Doğu Anadolu’da alan
araştırmaları yürütüyorum. Böylece yaşanan Aleviliğe söyleyebileceğim
pek çok veri olduğuna inanıyorum. Bunları gerek bilimsel gerekse bilimsel
olmayan toplantılarda, yazılarda hep ifade etmeye çalıştım. Bu tür
meselelerde konuya sosyolojik olarak bakmak gerekmektedir. Aleviliğin çeşitli
yönlerini yazılı kaynaklardan daha çok onların nesilden nesile aktardıkları
ve daha çok sözlü kültüre dayalı yaşamlarına bakarak anlayabiliriz.
Alevilerin yaşamlarına baktığımız Cem ritüelinin en temel ve en önemli
ibadet olarak görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu sadece dinsel değil sosyal
ve hukuki muhtevaya da sahiptir. Alevilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine
dayanır. Eskiden Cem bir ibadet olmanın yanısıra, Aleviliğin tarihinin,
edebiyatının ve inanç pratiklerinin öğretildiği bir okul ve aynı zamanda
topluluk içi hukuki meselelerin de çözümlendiği yaptırım gücüne sahip
kutsal bir kurum idi. Alevilerin dini önderleri olan ve “Mürşid, Pir,
Rehber vb.” adlarla da anılan Dedelerin en önemli işlevlerinden biri de,
cem törenlerini yönetmesinde kendini gösterir. Ocakzade dedeler, her yıl düzenli
bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler.
Dedelerin bu ziyaretleri, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dede bir
yere geldiğinde peyik (davetçi) adı verilen bir kişi ev ev dolaşarak
dedenin geldiğini ve cem töreni yapılacağını canlara haber verir. Köydeki
evlerden biri cem töreni için hazırlanır. Bunun için cemaatin sığabileceği
büyük bir salon seçilir. Bazı köylerde bu hep belli yerlerdir. Bu cem töreni
(görgü cemi) cuma akşamı, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece yapılır.
Eğer görgü cemi olacaksa tarîk ve kurban hizmeti de mutlaka vardır. Bazı
ocaklarda ise tarîk yerine pençe ile cem görülür. Bunlar daha çok çelebilere
bağlı dede, baba veya vekillerdir. Cem ibadetinde Oniki hizmet ve bu
hizmetlerin ayrı ayrı sahipleri vardır. Oniki sayısı Hz. Muhammed’in
soyunu, yani kızı Hz. Fatıma ile amcasının oğlu Hz. Ali’nin soyundan
gelen Oniki İmamı simgelemektedir. Cem ibadeti Kırklar Cemi’ne dayanmaktadır.
Alevilerce Cem, “HAK-MUHAMMED-ALİ
DİVANI”dır. Cem ibadetinin bir diğer adı da “halka namazı”dır.
Cem’deki halkada esas olan namaz deyişiyle kastedilen Buyruk’taki ifadeyle
niyazdır, (M. Yaman 2000: 23) Allah’a yalvarmaktır, dua etmektir. Cem ayrıca
farklı yörelerde; Ayn-ül Cem, Ayin-i Cem, Cem âyini, Abdal Musa Kurbanı, Birlik Cemi,
Dardan İndirme Erkanı, Koldan Kopan Erkanı, Ali Cemi, Görgü Cemi, İçeri
Kurbanı, İkrar Cemi, olarak da
adlandırılmaktadır. Kış aylarında, özellikle Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan
akşam başlaması esastır.
Muharrem ayı dışında her hafta Cem İbadeti yapılabileceğine dayanarak
“Kırksekiz Cuma haktır.” derler. Cem Kurumu’nun Aleviler bakımından
ifade ettiği anlam, dini olmayı da içeren sosyal kapsamı geniş bir anlamdır.
Cem
olayının kökeni nereye dayanmaktadır? Geleneksel görüş Alevilikle ilgili
temel toplumsal kurumların tümünü olduğu gibi Cem kurumunu Hz.
Muhammed’in Mirac’ı sonrası yapılan “Kırklar
Cemi”ne dayandırmaktadır. Buna göre Cem ibadetinin temelleri Kırklar
Cemi’nde atılmıştır. Büyük Alevi Ozanlarının Cem’in Kırklar Cemine
dayandığına ilişkin birçok deyişleri bulunmaktadır. Mesela tanınmış
Alevi Ozanlarından Kul Himmet bir deyişinde (Aslanoğlu 1997: 77) bunu
“Kırklar
ile bile âyin-i cemde
Bu
aşkın sırrına özendi Ali”
diyerek
ifade etmektedir. Kırklar Cemi ile ilgili ayrıntılar hem Buyruk kitaplarında,
(Aytekin 1958; M. Yaman 2000) hem de Alevilerin zihinlerinde önemli yer tutar.
Kırklar Cemi, özetle Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın da katıldığına
inanılan ve Aleviliğin kurum ve kurallarının temelinin atıldığı kutsal
toplantının adıdır. Özellikle yaşlı kuşak Kırklar Cemi de dahil geleneğe
ait bilgiler konusunda daha bilgilidir. Çünkü onlar eski Cemleri görmüşler
kırsal alandaki geleneksel Alevi hayatının içerisinden gelmişlerdir. Gençler
ise bu geleneksel bilgiler bakımından hem yaşamak anlamında hem de
bilgilenmek anlamında oldukça yetersizdirler ve hatta bir bölümü anlatılanlara
şüphe ile yaklaşabilmekteyse de son zamanlarda kısmen gerek çeşitli yayınlar
gerekse Cemevlerinde yaşanan bilgilenme süreciyle bu eksiklikler giderilmeye
çalışılmaktadır.
Cemevleri
ile ilgili ve Alevileri asırlardır rahatsız eden bir diğer konu ise Cem İbadetine
yönelik “mum söndü” iftiraları konusudur. İkisi de Türk devleti olan
Osmanlı ve Safevi devletlerinin güç mücadelesinin yarattığı zıtlaşma
ortamında Alevilerle ilgili bu iftiraların bir psikolojik mücadele aracı
olarak kullanıldığı söylenebilir. Geleneksel Aleviliğin asırlardır kırsal
ağırlıklı sosyal yapısı ve inanç kurumlarının kapalı yapısı da
Alevilerle ilgili Cem ibadetine yönelik küçümseyici ve ahlakdışılık yüklü
birçok kulaktan dolma iftiranın yanlışlığını göstermeyi zorlaştırmıştır.
Bu iftiralar süreç içerisinde eskiden Sünni halk arasında mum söndü sözü
ile ifadelendirilmekte olup, günümüzde kentlerde yaşanan karşılıklı
birbirini tanıma ve Alevi kurum ve kurallarına yönelik bilgilenme imkanları
nedeniyle ortadan kalkmaya başlamıştır. Alevi olmayanlarca Alevilerin farklı
bir İslam yorumları olduğunun reddedilmesi, bu törenin Alevi olmayanlarca
izlenememesi sonucunda Cemlerdeki işleyişin bir türlü anlaşılamaması ve
Alevi-Sünni grupların karşılıklı önyargılarının da bu söylentilerde
rol sahibi olduğu söylenebilir. Ancak son zamanlarda bu konuda araştırmacıların
verdikleri bilgiler, konunun yazılı ve görsel basında yeralması ve bu
cemlerin kapalılıktan kurtulup kentlerde düzenli olarak yapılması sonucunda
bu söylentilerin de dayanaksız olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.
Cevaplanması
gereken bir diğer soru ise, “Cemevleri” olarak adlandırılan inanç
mekanları günümüzde mi ortaya çıktı, yoksa geçmişte var mı idi?”
sorusudur. Bu da konunun doğru anlaşılabilmesi bakımından önemli bir
noktadır. Daha önce köylerde cemler ya belli evlerin uygun odalarında veya
“Cem damı” ve “Cemevi” olarak da adlandırılan ve Cem için düzenlenmiş
belli yapılarda yapılmaktaydı. (Aynı yönde bkz: Öztürk, 1972: 55)
Geleneksel olarak Cem ibadeti Alevi köylerinde ya büyük salonlara sahip
evlerde veya yapılagelmiştir. Yani Anadolu’da tarihen böyle bir yapılaşma
mevcuttur. Örnek olarak vermek gerekirse alan araştırmalarım sırasında
ziyaret ettiğim tanınmış Dede köyleri olan Malatya’nın Arapgir ilçesine
bağlı Onar Köyü ve Tunceli’nin Pülümür İlçesi’ne bağlı Hacılı Köyü’nde
Cemevi olarak bilinen yapılar bulunmakta olup yüzyıllardır da bu işlevlerini
sürdürmüşlerdir. Eğer Cemevi olarak adlandırılan bir yapının neden daha
gelişmiş şehirlerde olmadığı söyleniyorsa bunun da doğal karşılanması
gerekir. Çünkü bu yapılar sosyal ihtiyaçlar doğrultusunda kendi sosyal
tabanlarına ait kırsal muhitlerde varolmuşlar ve yaşayabilmişlerdir. Böyle
bir yapılaşmanın şehirlerde olamamasının bir başka nedeni ise ikisi de Türklerce
kurulmuş devletler olan Osmanlı-Safevi mücadelesi
sonucunda keskinleşen zıtlaşmanın Aleviliği resmiyete muhalif bir çerçeve
içine sokmasındandır. Bu durumda örneğin Osmanlı İmparatorluğu zamanında
İstanbul’da bir Cemevinin olması da beklenemezdi. Bunun için ne sosyal
taban vardı, ne de resmi siyasi ve mezhep yapılanmasının buna izin vermesi
beklenebilirdi. Bu özetlediğim nedenlerden ötürü Cemevleri yüzyıllardır
kırsal alanda varolabilen Alevilerin dışındakiler için bilinmeyen ibadet
mekanları olmayı sürdürdüler. Ayrıca kentlere göç ettikten sonra da
Alevilerin inançları ve inanç kurumları Sünnilik gibi resmi himayeye sahip
olmadığı için ilk zamanlarda inanç hizmetlerini yürütmek, Cem evleri
yapmak olanaklı olmamıştı. Son yirmi yıllık süreçte bu mekânlar
kurulmaya başlandı.
Cevaplanması
gereken bir diğer soru ise Cemevlerinin ortaya çıkışında varolan
psikolojik faktörlerin varlığı sorunudur. Cemevlerinin daha önce kırsal
alanlarda günümüzde ise kentlerde farklı bir ibadethane kurumlaşması
olarak ortaya çıkmasında varolan psikolojik faktörleri de unutmamak
gerekmektedir. Bu psikolojik faktörlerde hem iç hem dış bazı dinamiklere
sahiptirler. Şöyle ki gerek dini gerekse siyasi kökenli Alevi-Sünni hoşgörüsüzlüğü
ve hatta bu hoşgörüsüzlüğün çeşitli yaptırımlarla desteklenmesi
olgusu, birbirlerini aşağılamak için Sünnilerin Alevileri “Kızılbaş”,
Alevilerin ise Sünnileri “Yezit”, olarak adlandırmaları sürecini ortaya
çıkarmıştır. Türk toplumunun bilinçlenmesiyle birlikte bugün bu yakıştırmaların
eski şekilde kullanımı zayıflanmakla birlikte sınırlı düzeyde de olsa
kullanıldığı durumlar bulunmaktadır. Demek ki, geçmişten günümüze
siyasi, ideolojik ve dini yorum, yaklaşım farklılıklarıyla da beslenen
Alevi-Sünni zıtlaşması, zamanla Alevilerin ibadet mekanları
konusunda bir ayrışmanın da ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmış,
Cemevleri böylece de ortaya çıkmıştır.
Ayrıca Cemevlerine yönelik gerek resmi gerekse gayri resmi tavır ve
tanımlamalar da Alevilerin tepkisine yol açmaktadır.
Bir
diğer soru ise Alevi köylerinde Camilerin var olup, olmaması konusudur.
Cemevlerini, Cami’nin karşısında alternatif bir inanç mekanı olarak
ortaya çıktığından hareketle olumlu görmeyen çevreler ve özellikle de İlahiyatçılar
bugün bazı Alevi köylerinde varolan camilere de değinerek, (Örn. Bkz.
Kutlu, 2001: 21-40) Cem evlerinin daha önceden var olmadığını ima
ediyorlar. Oysa Alevi köylerinin çoğunluğunda Cami bulunmamakta olup,
varolanların sayısı oldukça sınırlıdır. Bunların büyük bir bölümü
de özellikle 1826 ve 1980 sonrasında inşa edilmiştir. Bu camilerin cemaati
olmadığından pek çoğunun halihazırda görevli personeli bulunmamakta,
Bayram namazı dışında pek kullanılmamaktadır. Bu
durum alanda yapılabilecek ziyaretlerle çok rahat gözlemlenebilecektir.
Örneğin yaklaşık 10 yıl kadar önce, tanınmış
Alevi köylerinden Erzincan Kemaliye İlçesi’ne bağlı Ocak Köyü’nde bir
hayırsever tarafından, varolan Köy Odası restore edilerek ve bir de minare
eklenerek Cami yaptırılmış, bu köye bir İmam atanmış, ancak cemaat olmadığından
İmam başka yere tayin ettirilmiştir. Şu anda cami kullanılmamaktadır.
İşte
genel olarak özetlemeye çalıştığım tüm bu nedenlerden dolayı Cemevleri
eskiden köylerde varolduğu gibi bugün şehirlerde de bir toplumsal ihtiyaç
olarak ortaya çıkmış ve bütün eksikliklerine rağmen giderek kurumlaşmaktadır.
Bu kurumlaşmanın ortaya çıkışına ilişkin sürece baktığımızda,
dernekleşme ve vakıflaşma süreci ile birlikte değerlendirmek gereği de
mevcuttur. Günümüzde bu kurumlar iç içe geçmiş olup, oldukça karmaşık
bir görünüm arz etmektedirler. Burada Cumhuriyet döneminde yaşanan bu örgütlenme
sürecini ele almak istiyorum.
Alevilerin
ancak kentlere akın etmeleriyle birlikte dernekleşme faaliyetleri başladı.
Öncelikle köy dernekleri şeklinde başladı bu yoğunlaşma. Köy
derneklerinin yanısıra belli türbe ve dergahların adına onarma, yaptırma,
koruma ve güzelleştirme dernekleri de kurulmaktaydı. Örnek olarak 1969’da
kurulan Karaca Ahmet Sultan Türbesi’ni Onarma-Koruma-Tanıtma-Güzelleştirme
ve Yardımlaşma Derneği verilebilir. (Özdemir, 1970: 6)
1960’larda Ankara’da iki dernek bulunmaktaydı. Bunlardan biri Hacı
Bektaş Turizm ve Tanıtma Derneği ve ikincisi ise Hacı Bektaş Kültür, Kalkınma
ve Yardım Derneği idi. Bu dernekler dernekleşme faaliyetlerinde ilklerdendir.
Zamanla dernek sayısı arttıkça rekabet ve çekişmenin de arttığı görülmektedir.
1960-1980’ler arasında yaşanan bu dernekleşme süreci 1990’larda
yerini Cemevleri yapımına bırakmıştır. Alevilikle ilgili canlanma
beraberinde onun inanç kurumlarına da sarılmayı gerektirmiştir. Alevilerin
temel ibadeti olan Cemlerin yapıldığı yerler olan Cemevleri de özellikle
1990’lardan itibaren giderek artmıştır. Özellikle İstanbul’un birçok
semtine Cemevleri yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır. Artık kentlerdeki
bu Cemevleri geleneksel Aleviliğin kentleşen ve değişen çehresinin en
belirgin göstergeleri olmuşlardır. Alevilerce kurulan dernekler ve vakıfların
çalışmalarıyla eski Bektaşi Tekkeleri’nin Cem Kültür merkezlerine dönüşmesinin
yanısıra yeni mekânlar da yapılmıştır. Şimdi Cem ve Kültür merkezleri
olarak faaliyet gösteren eski Bektaşi Tekkelerine örnek olarak İstanbul Göztepe’deki
Şahkulu Sultan Dergahı ve İstanbul Kazlıçeşme’deki Eryek (Erikli) Baba
Dergahı verilebilir. Bugün İstanbul’da 20’ye yakın Cem Kültür Merkezi
bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır: Karaca Ahmet Cemevi, Şahkulu
Sultan Cemevi, Eryek (Erikli) Baba Cemevi, Bağcılar Cemevi, Okmeydanı Cemevi,
Yenibosna Cemevi, İkitelli Cemevi, Gazi Cemevi, Sarıgazi Cemevi, Kartal
Cemevi, Kağıthane Cemevi, Alibeyköy Cemevi, Tuzla Aydınlıköy Cemevi,
Yenidoğan Cemevi, Gürpınar Cemevi, Haramidere Cemevi, Maltepe Cemevi. Burada
adları sayılanlardan Karaca Ahmet Sultan, Şahkulu Sultan, Eryek Baba ve Garip
Dede aynı zamanda Alevilerce büyük saygı gösterilen Erenlerden olduklarından
ve bu yerlerde türbeleri de bulunduğundan daha fazla ziyaret edilmektedirler.
Aleviler bu Cem Kültür merkezlerini inanç merkezleri olarak görmekte ve artık
dinsel ibadetler, cenaze işleri ve saz/semah kursları gibi Aleviliğin önemli
gelenekle bağlantılı hizmetleri de Cemevlerinde yapılmaktadır. Bu Cem Kültür
merkezlerinde dinsel hizmetleri görmek üzere gönüllü veya maaşlı olarak görev
yapan Dedeler ve cenaze hizmetlerini yerine getiren Alevi hocalar da bulunmaktadır.
Bazıları inşaat aşamasında olan bu kurumların en büyük problemi
nitelikli insan gücü eksikliğidir. Dergahların ve cemevlerinin dinsel ve kültürel
hizmetlerinde görev alacak Dedeler, saz/semah kurs hocaları ve diğer hizmet
sahipleri bulmak ve yetiştirmek konusunda büyük sorunları vardır. Bunun için
gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da Dedelerin ve hizmet sahiplerinin yetiştirilmesi
konusunda kurslar açılması konusunda çeşitli girişimlerin varlığı
bilinmektedir. Bütün bunlara rağmen düzenli, yeterli ve sürekli bir eğitim
yapılanması kurulamamış durumdadır. Alevi inanç ve kültürüne ilişkin
donanıma sahip bulunmayan ve zaten böyle bir amaç için de planlanmamış
olan İmam Hatip Liselerinin ve bunların devamı niteliğindeki yüksek öğrenim
kurumları olan İlahiyat Fakülteleri’nin varlığına karşın Alevilerin
benzeri kurumlaşmalardan yoksun olması da ayrı bir eleştiri konusudur.
Alevilere göre ya inanç hizmetlerini görecek kişileri yetiştirmek üzere
İmam-Hatip Liseleri benzeri benimseyebilecekleri eğitim kurumları kurulmalı
veya bu liseler ve İlahiyat Fakülteleri yeniden yapılandırılarak Alevileri
de kapsayacak şekilde bir öğretim kadrosu ve müfredata kavuşturulmalıdır.
Bu konuda gerek Alevilerin gerekse Sünnilerin kendi arasında görüş birliği
bulunmamakta, şimdilik varolan statükonun devam ettiği görülmektedir.
Cemevlerinin
yasal açıdan durumları da pek net değildir. Fiilen Cemevleri olarak bilinen
bu yerler bir dernek veya vakıf bünyesinde işlevlerini sürdürmektedir.
Yasalar Cami dışında “Cemevi” diye bir mekânı ibadethane olarak
tanımamakta ve bu ad altında bir mekânın yapımı için yasal olarak izin alınamamaktadır.
Ancak 1990’lardan bu yana bu durumun böyle olduğu bilinmesine karşın
siyasetçiler ve devlet adamları bu cemevlerinin açılışlarına katılmaktan
geri durmamışlardır. Hemen hemen her siyasi partiye mensup siyasiler
Cemevlerini ziyaret etmekten geri durmamışlardır. Bu yerler yasalardan dolayı
başka adlar altında açılabilmektedir. (Yaman, 2000: 206-207) Yasalar ve üst
düzey Devlet adamlarının bu konudaki farklı yaklaşımları dikkat çekicidir.
Avrupa Birliği ve ABD’nin Türkiye ile olan ilişkileri çerçevesinde
Alevilik konusunu da gündeme getirmeleri ve bu konuda hazırladıkları
raporlar çerçevesinde dernek/vakıf başkanları ile görüşmeleri, hükümetin
yapılacak değişiklikleri Avrupa Birliği zorlamasıyla yapmayı düşünmesi
de oldukça dikkat çekicidir. Bana göre bu gidiş oldukça sakıncalı olup
meselenin Türkiye’deki tarafları arasında çözülmesi gerekmektedir. Bu
konuların çözümünde varolan bu olguları dikkate alarak, herkes üzerine düşeni
yerine getirmelidir. Gerek Aleviler, gerek Sünniler gerekse devlet kurumları
Cem evleri konusunu doğru anlamalı ve bu sorunu bir şekilde çözümlemelidir.
Cem
evleri ile ilgili bir başka sorun ise çeşitli grupların veya aktörlerin onu
kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabalarıdır. Bu çabalar da hiç
şüphesiz Cemevlerinin kamu oyundaki imajını etkilemektedir. Bu çabalara
daha önce Almanya’da yayınlanan Alevilerin Sesi Dergisi’nde de dikkat çekmiştim.
Bunları da açıkça ortaya koymak lazımdır. Bu çabalar 1. Siyasiler, 2. Çeşitli
ideolojik örgütler, 3. Yazılı ve görsel medyadaki kimi çevreler olarak özetlenebilir.
Şimdi sırasıyla bunları inceleyelim.
Sonuç olarak, günümüzde Cemevlerinin gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında Alevilerin büyük çoğunluğu tarafından inanç ve kültür kurumları olarak kabul gördüklerini söyleyebiliriz. Cem evlerini kulaktan dolma bilgilerle tanımanın yerine bu mekanlara gitmeyi ve Cemlere katılmayı öneriyorum. Hiç şüphesiz bu yapılırsa bu ritüelin, Türk inanç ve kültürünün yüzyıllardan günümüze ulaştıran eşsiz abidelerinden biri olduğu görülecektir. Son bir cümleyle bu kurumların geleceğine ilişkin görüşümü ifade etmek gerekirse, zaman içerisinde bu kurumların daha da yaygınlaşacağı ve kurumsal nitelik kazanacakları söylenebilir.
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
Aslanoğlu,
İbrahim (1997): Kul Himmet, Yaşamı, Kişiliği
ve Şiirleri, İstanbul, Ekin Yayınları.
Aytekin,
Sefer (1958): Buyruk, Ankara,
Emek Basım Yayımevi.
Kutlu,
Sönmez (2001): “Alevilik-Bektaşiliğin Diyanette Temsili Problemi”, İslamiyat,
cilt: 4, sayı: 1, (Ocak-Mart 2001), s. 21-40.
Ocak,
Ahmet Yaşar (1994): “Alevilik Problemi ve Türkiye”, Cem,
(Kasım 1994), s. 10-12.
Ocak,
Ahmet Yaşar (2003): “Aleviliğin Çözüm Bekleyen İki Temel Problematiği:
Tarih ve Teoloji”, Bilgi Toplumunda
Alevilik, Haz. İ. Bahadır, Ankara, Bielefeld AKM Yayınları, s. 151-163.
Özdemir,
Ahmet (1970): “Karacaahmet Derneği’ni Neden Kurduk?”, Gerçekler
Gazetesi, yıl: 1, sayı: 2, (20 Eylül 1970), s. 6.
Öztürk,
Sezai (1972): Tunceli’de Alevilik Üzerine
Sosyolojik Bir Deneme, İstanbul Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü, Yayınlanmamış
Mezuniyet Tezi.
TBMM
Tutanak Dergisi,
Dönem: 19, Yıl:2, Cilt: 27. 54. Birleşim, sayfa: 168-173.
Yaman,
Ali (1998): “Cumhuriyet Sonrası Alevilik”, Cem, sayı: 78,
(Mayıs 1998), s. 49-51.
Yaman,
Ali (2000): “Günümüzde Alevilik-Bektaşilik Alanındaki Aktörlere İlişkin
Genel Bir Analiz Denemesi”, 1. Uluslararası Hacı Bektaş Veli
Sempozyumu Bildirileri, 27-28-29 Nisan 2000, Ankara, (Ankara: Hacı Bektaş
Anadolu Kültür Vakfı Yayınları, 2000), s. 191-225.
Yaman,
Ali (2004): Alevilik’te Dedelik ve
Ocaklar, İstanbul, Karaca Ahmet Sultan Derneği Yayınları.
Yaman,
Mehmet (Çev.) (2000): Buyruk Alevi İnanç-İbadet Ve Ahlak İlkeleri,
Mannheim, Mannheim AKM Yayınları.
[1] Bu makale Türk Yurdu Dergisi’nin Alevilikle ilgili özel sayısında yayınlanmıştır.
[2] Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi Öğretim Üyesi
[3]
Bu konuda birçok örnek mevcuttur. Örneğin Eskişehir’de bir din görevlisi’nin
Alevilerin cenaze namazlarının kılınamayacağını iddia etmesi TBMM gündemine
gelmişti. Bu konuda bk. TBMM
Tutanak Dergisi, Dönem: 19, Yıl:2, Cilt: 27. 54. Birleşim, sayfa:
168-173.
[4]
Eğer siyaset işin içine girerse ne olur? Mesela Almanya’daki gibi Süleymancıların
camisi ayrı, Milli Görüşçülerin ayrı, Diyanet’in camisi ayrı olur
ki bu pek de sağlıklı olmasa gerek.
[5]
Bu konuda birçok kez görüştüğüm Cemevi yöneticileri çaresiz
olduklarını ifade etmişlerdir. Bazı cenaze törenlerinin çeşitli
ideolojik grupların gösterilerine sahne olduğunu, devletin güvenlik güçlerini
bile dinlemeyen bu gruplara engel olamadıklarını ifade etmektedirler.