Yrd. Doç. Dr. Ali Yaman aliyaman@email.com
(28.02.2002)
Editörlerimizden
Yrd. Doç. Dr. Ali Yaman’ın alan çalışmaları sırasında gerçekleştirdiği
iki görüşmenin bazı bölümlerini sunuyoruz.
Umarım araştırmacı dostlara yararlı olur.
Alevilik Bektaşilik Araştırmaları Sitesi Editörleri
1.
SARI SALTUK OCAĞI’NDAN KASIM YILMAZ İLE GÖRÜŞME
(Bu görüşme
19 Aralık 1996’da İstanbul,
Merdivenköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı’nda gerçekleştirilmiştir.)
Sivas İmranlı İlçesinin Tokluca Köyü’nden Emir Hüseyin’in
torunu Seyit Kasım’ım ben. Dedem Tunceli Hozat’ın Ağviran Köyü’nden
gelmiş. Erzincan’ın Kabullar Köyü’ne oradan da bu İmranlı’ya gelmişler
burada 200-300 senelik mazimiz var. Şimdi dedeliğe geldi mi, Dede, mürşid,
pir demek: evlad-ı resuldan gelmek yani ehlibeyt soyundan ama kendi zatını sıfatını
bilmeyen, kendi özünü bilmeyen, hakkı kendinden tecelli etmeyen dedelik
yapamaz Dört kapı kırk makamı bilmeyen dedelik yapamaz. Evvela kendi zatından
sıfatından özünden sorumludur. Ne zaman ölmeden evvel ölür, zatını sıfatını
bilir o zaman dede olur. Dedelik babadan evladadır ama Hz. Muhammed demiş ki
belimden düşen evladım değil yolumu süren evladımdır. Evladımdan daha
efdaldir, dedelik budur. Dedelik dört kapı kırk makamı bilmeli, bir dede dört
kapı kırk makamı bilmezse, İmam Caferi Buyruğu Sadık buyuruyor ki, dedelik
ona erkân değildir. Kendi zatını tanımayan dede olamaz, çiğ
lokma yiyen dede olamaz. Dört kapı kırk makamı yerine getirmeyen zaten çiğ
lokma yer zaten yediği belli değil. Şimdi dört kapı ne demek? Şeriatın,
Tarikatın, Marifetin ve Hakikatin kapıları
var. Tarikatın da 4 kapısı var, birinci kapı mürşid
kapısı, ikinci kapı pir kapısı,
üçüncü kapı rehber kapısı, dördüncü kapı ikrar iman kapısı.
Ehlibeytin yolu ikrara bağlıdır.
Musahibi olmayan pençei Ali abadan geçmeyen, erkâna girip
de oturamaz. Ön safta oturamaz ön safta oturanlar eline beline diline, özüne
sahip olanlar ön sırada otururlar. Böyle kişiler erkânda oturur. Eğer dede
de aynı sıfatı taşırsa taliple bir olursa özü bir olursa işte o zaman
orası Kırklar Meydanı olur, işte o zaman o Ehl-i Beytin dostu olur.
Ocaklar benim bildiğime göre, mürşidi kamillerle gezdiğime
işittiğime göre ocaklar HBV zamanında sonra her birine bir
nişane göstermiş, bir nüfuz vermiş. Gitmişler çalışmışlar ben
şu koldayım, ben Zeynel Abidin Ocağındayım, ben Musayı Kazım Ocağındayım,
ben Hıdır Abdal Ocağı’ndayım derken Hıdır Abdal Karaca Ahmet soyundandır.
Karaca Ahmet mermeri buradan atmış Aşutka’ya düşmüş orası düşkünleri
şaşkınları taşırır pişirir. Ocaklar
böyle keramet sahibi olanlara verilmiş. Dünyanın ilk kuruluşundan itibaren
ocaklar şöyle vardı. Kırklar cemi vardı.
Ne zaman ehlibeyt soyu hizmet verildi o zaman ocaklar kuruldu. Ehli beyt
soyundan gelenler ocakları kurdular. Mesela kimi İmam Hasan, kimi İmam Hüseyin,
kimi İmam Zeynel, kimi Muhammed Bakır bunlara herbir ocaktan
onikimam soyundan gelenler al-i aba olanlar dede oldular.
Bizim ocak Sarı Saltık Musayı Kazım’a bağlı. Soyu
Muhammed Buhara’dan gelme Tapduk Emre’den el alma Sarı Saltuk Sultan. Hünkara
hizmet eden Tapduk Emre’den el almış. Soy şeceresinde böyle yazılıdır.
Bir şecere var heder olmuş Tunceli Hozat’ta. Bir de
Sivas’ın Ezeltere Köyü’nde Molla Kıdonun çocuklarında. Molla Haydar
efendi yedi sene Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda hizmet etmiş. Şimdi
Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye gittiğin an şecere sorduğun an ilk şecere
Sarı Saltuk’undur.
En son gelen er Sarı Saltuk’tur. Atadan dededen duyduğuma
göre bir zaman Alevi olanlar dedesiz kalmış, o demiş benim dedem yok. Sarı
Saltuk demiş ki beni yıkayın bir tabuta koyun. 7 tabutu yanyana düzün. Ben
hangi tabutta baş gösterirsem ben ordayım.
7 tabut yanyana koyuyorlar müritler geliyor benim dedem yok bu bana
dedelik yapacak, öteki diyor ben götürecem bana dedelik yapacak. Bakıyorlar
yedi tabutta Sarı Saltuk baş gösteriyor. Bunun için Sarı Saltuk son gelen
erdir. Yunanistan’da var. Erdebil’de var, Romanya’da var, Babaeski de var,
Rumelifenerinde var, İznikte var. Sarı Saltuğun 8-10 yerde nişanesi var. Ben
böyle biliyorum fazla bir şey bilmiyorum.
Ne kadar okursan oku, ne kadar faziletli olursan ol dedelik
yapamazsın. Dedelik bir nişandır insanlarda gösterilen. Hiç bir şey bilmez
lal olur okuması olmaz ama o Allaha kul olmak için, Muhammed’e ümmet olmak
için, Ali’ye talip olmak için onun içerisine bir ateş girer. Kendi
kendisine, Cenabı Allah’ın bir vergisidir bu Allah veriyor ona. Şimdi
mesela o kişi öyle tarihten, coğrafyadan falan anlamaz ama ikrara geldi mi
yola geldimi Cenabı Allah onun içine bir ateş kor o dedeliği yapar. Dedelik
nedir, ölmeden evvel ölmek, özünü bilmek, kendini bilmek,
ölmeden evvel zatını sıfatını tanımak, kendi zatına sahip olmayan
dede olamaz. Evvela gel kapıya ikrar sonra kapıya git toz ile duman.
O dede olamaz. O bir yedi başlı hınzırdır. Dedelik ateşten bir gömlektir
herkes giyemez, demiş giyebilirsen gel beri girebilirsen.
Demiş ki gelenin malı dönenin canı böyle ikrar sahibi olan dedelik
yapar yoksa ben çok okumuşum ben çok biliyorum dedelik itikatla inançla olur
ben dedeyim ben falanın oğluyum. Dedelik meydana geldi mi hakim, hekim hiç
bir şey istemez. Yalnız dedenin karşısına geldin mi o dede Allah’a kul,
Muhammet’e ümmet, Ali’ye talip sen bir hakimden daha üstünsün çünkü
zatına sıfatına sahip olmalısın. Onun nüfusu kimyadır keser seni. Dedeler
normal kıyafetle cem yapıyorlardı. Şimdi cemlere gelince. Bizim cemler nasıldır.
Bizim Tunceli yöresinde Önce semah yapılır. 12 hizmetin biri semahtır.
Tunceli’de böyledir önce semah yapılır. Bizlerde evvela bir gözcü
tayin edilir. Gözcü tayin ettikten sonra gözcü cemden sorumludur. Hangisi gülüyor
hangisi bağırıyor, hangisi çığırıyor,
hangisi edeb, erkân oturmuyor, kim
kime ters bakıyor. Cem’in kilidi gözcüdür ve kapıcıdır. Bunların
ikisinden sorumludur. Ondan sonra gözcü olduktan sonra. Bir süpürge meydana
vurulur ondan sonra dualar okunur. Sonra cem devam eder.
Bizde saz çalmayan beyit bilmeyen dedelik yapamaz bizde öyle.
Erzincan, Tunceli, Malatya buralarda dede saz çalacak. Sivas’ın Hafik falan
oralarda aşık da var. Biz aşık falan bilmiyoruz.
Eskiden çok büyük pirler vardı sakallıydı. Şimdi dede
yok ben de dahil. Benim babam öldü nabalın boynuma teneşirin üstünde
keramet çıkardı. Eski dedeler kerametliydi. Benim amcam öldü öleceği
saati dakikayı bildi yarın gideceğim dedi. Benim kardeşim Çamlıca’da
oturuyor bundan 5-10 sene evvel dedi ben bu gece ölecem dedim sen ölmezsin
yalan söylüyorsun.. Sabahınan benim
kapımı çaldılar ki Haydar ölmüş. Benim babam tarla biçerken adamın biri
yanına gelmiş demiş senin tarlan
kurudu arpan kurudu biçilmiyor.
Orağı almış çabuk çabuk ya Ya
Hızır ya Hızır demiş. Yağmur gelmiş yağmış, biz öyle dedeler gördük.
şimdi öyle dedeler yok.. Eski dedeler inancı itikatıyla yapıyorlardı.
Eskiden dedelerden çekinilirdi, saygı vardı, korku vardı. Burada kimse
kimseyi tanımıyor. Şimdi ben sana bir şey söyleyeyim mi Pir Sultan demiş
ki nefse tapan Hakka tapmış değildir. Gaziler namazını kılmış değildir,
Bu gezen abdallar derviş değildir.
Bizim orada Erzincan Tunceli semahı hep birdir. Bizde bir
semah yaparlar Kırat mırat yok Gördüğün Kırklar semahı ağırlama
birinci defada ağırlarsın, ikinci defa da az yürü der, üçüncü defada
pervaza yani döner. Ayakları yalınayak birbiriyle görüşürler. İlk defa
sola sonra sağa döndüler mi onlar yorulana kadar sürer. Dede baktı ki onlar
düşüyorlar. O zaman Dede durur, onlara dua verir sonra yerlerine otururlar
semahçılar. Kırat semahıymış turnaymış biz çeşitli semahlar
bilmiyoruz. Biz Muhammed miracda yapılan Sivas Tunceli bunu yapar ervahı
ezelden ceddimiz hangi semahı yaptıysa onu yapıyoruz bir tane semah edilir.
Cenabı Allahın emrettiği semahı ediyoruz biz.
Şimdi görgü cemleri oluyor. Kurbanlar gelir meydana akşam veya öğlenden evvel görgü
kurbanları Dede sazı alıyor eline üç tane beyit söylüyor. Cemin dışında
bu kurban için üç tane düvazde imam söylüyor. Üç tane düvazde imamı söyledikten
sonra Ya ben bunu gördüm içinde
yaşıyorum. Onlar geliyorlar meydana müsahipler abdestini alıyorlar güzel
kurbanları yıkıyorlar güzel. Getiriyorlar meydana kurbanları Dede dizçöküyor
üç tane düvazde imam söylüyor. Kurbanı koyveriyorlar, o kurban nişan gösteriyor.
Ya meliyor. O kurban nişan gösterdi mi, dedeyle talibin özü bir olmuş
demektir. Nişan gösterdi mi dede
onlar kurbanların arasına giriyorlar. Kurbanları tutuyorlar. Kurbanları dede
tekbirliyor. Kurbancıya teslim ediyor. Kurbancı kurbanları keser kestikten
sonra görgüsü görülmeyen o kurbandan yiyemez. Hutbesi okunmayan yiyemez, düşkünler
de yiyemez bizde. Bizde o cemlere düşkünler, giremez komşular birbirinden
razılık yoksa onlar, hutbesi okunmayanlar da giremez. Cemler ağırdır. Evli olmayanlar, hutbesi
okunmayanlar, pirden destur almayanlar giremez. Dede derki iki kurban getirdiniz
biri görgünüz niyetiyle kesin bir de halk için kesin ki halk yesin. Görgü
için kesilen kurbandan dediklerim katiyen yiyemezler. İnanç eskiden ben bunu
gözümle görüyorum.
İnanç işte, eskiden ben bunu gözümle gördüm, Dede böyle
elini kazana sokuyor cem aşkına diyor diyor dağıtıyor. Bu kerametti. yanmıyordu
eli eli yanar mı. Şimdi bazı kişiler derki bu hurafe ama biz bunları yaşadık.
Görenler var bismillahi cem aşkına, pir aşkına diyor şöyle kaynar
kazandan kurbanı çıkartıyor dağıtıyordu. Diz boyu karda adamın iki tane
kardeşi böyle cem yapılırken
kendilerinden geçmek suretiyle kalkıp bir anda kapılara fırladıklarını biz de ilkokula gidip geliyoruz. oraya gidip geldiklerini yalınayak
ama karın içinde ceme yetiştiklerini dedenin elini öpüp oturduklarını dua
aldıklarını gördüm.
Şöyle bir olayı mürşidi kamilden duydum:
“Tunceli, Hozat’ın Ağviran köyüne görgüye geliyor iki kişi. İki
kişi görgüye geliyor gece. Bunlara bir Ermeni’nin köpeği saldırıyor.
Bunlar da köpeğe sopa vuruyorlar. Şimdi Ceme geliyorlar. Dede diyor ki sizi
ceme almayacağız. Niye diyor? Siz can incittiniz diyor. Niçin can incittik
diyor. Biz nettik yolda bize köpek geldi bizde köpeğe vurduk diyor. Neyse ne.
Dede diyor ki gidin köpeğin sahibinden Ermeniden razılık alın gelin.
Gidiyor bunlar musahipleriyle dede bizi ceme almadı diyorlar. Gidiyorlar
Ermeniye razılık almaya, adam diyor ki tamam, o Dededen Allah razı olsun oğlum
diyor, işte bu yolun inceliğine, adaletine hayran kalıyor.
Komun kapısını aç oğlum diyor hangi mal önüne gelirse ver onu
cemde lokma etsinler diye o kişilerle cem erenlerine yolluyor.” İşte bizim
yolumuzun böyle kıldan ince kılıçtan keskin kuralları vardır.
2. AĞU İÇEN OCAĞI’NDAN AHMET
MUTLUAY İLE GÖRÜŞME
(Bu görüşme 31 Ekim 1999’da
Elazığ’ın Sün Köyü’nde gerçekleştirilmiştir.)
Koca Seyyid, Köse Seyyid, Mir
Seyyit ve Seyyit Mençek dört kardeş olarak rivayete göre 650-700 sene evvel
Horasan’dan Hoca Ahmet Yesevi irfanından yetişerek buraya gelmişler.
Horasan pirlerinin irşadiyeti için. Onlardan sonra da 90 bin Horasan Pirleri
gelmiş. Burası Harput havalisi hıristiyan alemiymiş, buraları islamlaştırmışlar.
Buradan Diyarbakır’a kadar bu çevre olduğu gibi alevileşmiş. Yavuz
Selim’den sonra kayan kaymış, Aleviler azalmış. Buradan Erzincan, Malatya,
Sivas’a buraları irşad etmişler, yetiştirmişler, Türkleştirmişler,
ibadet şekillerini göstermişler. Dört kardeşin evlatları da buradan
Erzincan, Sivas, Tunceli her yere dağılmışlar. Seyyid Mençek, Tunceli’nin
Bargini Köyü’nde. Bu dört kardeş buralarda yuva kurmuşlar. Seyyid Mençek,
Bargini’de diğerleri de burada kalmış, Erzincan, Sivas, Malatyaya dağılmışlar
evlatları. Yalnız en büyük kardeşleri Koca Seyyid olduğu için dört kardeş
ona bağlı olarak kalmışlar. Onun irşadiyetinde yetişmişler. Sonra burası
Alevi zümresinin, Horasan Pirlerinin Kabe-i Beytullah’ı olarak kabul edilmiş.
Hatta Sultan Murat’ın devrine kadar Diyarbakır’da Sultan Murat’ın
huzuruna bile bu dört kardeş gitmişler orada vilayetlerini kerametlerini göstermişler.
En küçük kardeşleri Seyyid Mençek orada zehiri içmiş. Bu memleketleri irşad
etmişler, yetiştirmişler. Harput Ovası dediğimiz zaman burası hıristiyan
alemiymiş. Nasıl Hünkar Hacı Bektaş Veli Rum diyarında hıristiyan alemini
yetiştirmişse bunlar da Horasan pirleri olarak bu diyarda bunları yetiştirmişler.
Ve bunların arkasından da Horasan’dan binlerce, 90 bin Horasan piri gelmiş.
O gelen Horasan pirlerinin hepsi bunlara bağlı olarak kalmış yani tariki müstakim
yoluyla ikraren buraya bağlanmışlar. İbadet şekilleri tariki müstakimdir.
Zaten Cem kurmaları belli alevi zümresinin.
Şimdi buraya gelen ziyaretçilerin
belli bir zamanı yok. Eskiden her Cuma akşamı burada toplanılırmış, cem,
cemaat olurmuş ama aradan zaman geçtikçe Alevilik zayıflamış. Şimdi güz
aylarında cem yapılıyor. Hergün
kurban kesilir, en çok güz aylarında Alevi zümresinin akınına uğrar burası.
3-5 kurban keserler, lokmalar yaparlar. Aleviliğin Kabe-i Beytullahı gibidir
burası.
24 bin nebiden devri daim yaptı
bu yol. Adem’den Nuh’a, Nuh’tan Eyyub’a, Eyyub’tan Şuayb’e, Şuayb’den
İbrahim’e, İbrahim’den Musa’ya, Musa’dan İsa’ya sürdü geldi.
Alevi felsefesinde İsa ile Musa farklı değil hepsi bir nuru vahitten gelmiş,
yalnız isim değiştirmiş. İsa, Muhammet, Muhammet, İsa’dır aslında.
Olmuş biliyor musun? Cenabı Hak bir insanı Alevi, Sünni, Hıristiyan diye
yaratmaz, masum-u pak olarak yaratır. Doğuşta da her ruh
Hak-Muhammed-Ali’ye bağlıdır. Ebeveynler tarafından din ve mezheplere
sevkedilir. Sünni’nin çocuğu dikkat edersen Sünni olur; Alevi’nin çocuğu
Alevi olur; Hıristiyan’ın çocuğu Hıristiyan olur. Değişik bir şey yok
aslında tek felsefedir hepsi. Şimdi bizim yaşlı divanelerimiz vardı,
eskiden derlerdi ki zaman gelecek dünyada
tek din tek mezhep olacak. Ben şimdi kendi kafama göre düşünüyorum. Bizim
Türkiye’de kabul etti ya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var. Eğer o
tam manası ile kabul edilirse tek din tek mezhep sayılır işte. Sonra
mezhepler Peygamberin devrinde mezhep yok aslında. Mezhepler peygamberden çok
sonra icat edilmiştir. Herkes kendi arzusuna göre bir mezhep icat etmiş, böyle
şey olur mu. Herkesin arzusuna göre mezhep olmaz. Onun için bu acaip bir şey
yani.
Dedenin elini öpme onun şahsına
yönelik değildir. O Ademe secde etmektir. Seyyid-i sadat evladı olarak
Ademden beri gelen nübüvvet nuruna, pencei ali abaya niyazdır. Adem
seyfullaha niyazdır. Ancak insanlar bunları bilmiyor. Önemli olan yetişmek,
yetişmek çok önemli.
Şimdi vakıflara bakılırsa her
dernek, her vakıf birbirini eleştiriyor. Git Ankara’da bir yer, İstanbul’da
bir yer, Hacı Bektaş’ta bir yer. Dünya Hacı Bektaş’a toplanıyor. Arada
bir bende gidiyorum. İlham kaynağı diye birşey kalmamış. Alevilik demek
insanlara ilham ve sevgi vermek demektir. İlham verilmeyen bir yerde ibadet
olmaz, ibadet olmayan yerde de hiç birşey olmaz. Hepsi bir derneğin başında,
bir vakfın başına geçmiş o onu eleştiriyor, o onu. Alevilik böyle bir şeyi
kabul etmiyor. Benim bunların hiçbirisi mantığıma uymuyor yani. Konuştursan
kendinden başka kimseyi beğenmiyor herif. Bunlar Aleviliğe lekeden başka bir
şey getirmez, benim mantığım bunları hiç kabul etmiyor. Onun için bak bu
yaşıma gelmişim hiçbir vakfı, hiçbir derneği, partiyi kabul etmem. Kendi
kafama göre, inancım neyse onun peşine giderim. Böyle kabul ederim. Hatta
akrabalarımızdan bazıları burayı vakıf haline getirelim dediler. Yav vakıf
haline getirirsen zaman gelir bu mafyacıların eline geçer, gelen ziyaretçi
bile içeri giremez, parayla alırlar. Şimdi serbest olarak giriyor. Şimdi vakıf
falan değil, hiçbir şeye tabi değil. Bunu yapalı 6-7 sene oldu. Türbeye
1985’ten sonra başlandı. Ben başında durdum. Koca Seyyid’in defteri var,
yapılan masrafların yazıldığı. Şimdi buraya yapılan masrafları yapılan
masrafları hesap etsen. 30-40 milyon lirayla başlamıştık yani çok az bir
parayla. Burada para yemek diye birşey olmadı. Bak şimdi bu çeşmeyi 500-600
milyona. Mütahitlere vermek istedik 800-900 milyon istediler. 900 milyon paramız
yok, kendimiz başlattık insanlar var ya Allah razı olsun, sevenler var. Usta
geldi tuğlasını ördü. On liraysa yedibuçuk lira aldı. Taşını ören de,
betonu diken de öyle aldı. Kendi gücümüze göre yaptırdık işte.
Koca Leşker, Ağuiçen’e bağlıdır.
O da İmam Zeynel Abidin’den geliyor. Ama ikraren buraya bağlı bak. Şimdi böyle
bir düzen var. Bak Dedelere sorsan kime bağlısın desen diyorlar ki biz
birbirimize bağlıyız.
Derviş Cemaller Kureyşan’a,
Kureyşanlılar Baba Mansurlara, Baba Mansurlular Seyyit Sabun’a; Seyit
Sabunlular Şıh Ahmet Dede’ye; Şıh Ahmet Dedeler de Ağu içene bağlıdırlar.
Koca Seyyidin elinde olan ocaklar, Kara Donlu Can Baba bizim müridimizdir. Koca
Keşker de bizim müridimiz. Yani her ocak bir yönden bağlanmış bu ocağa.
Ali Abbaslar da bağlı bize. Sinemil dedeleri de bağlı. Bizim amcaların bir
kısmı Antep, Maraş, Tokat, Almus’tan Malatya’ya o tarafa gider. Koca
Seyyid’in kendisinden iki evlat gelmiş. Biri Mürteza, biri Tacim. Mürteza’dan
gelen evlatlar işte o tarafa bölünmüşler. Tacim’den gelen de bizim
kabiledir. Bizim kabileden Dambüyük’te amcalarımız var. Bir kısım da Bağıştaş’ın
karşısındaki Nordon Köyü’nde amcalarımız var. Kara Pirbad, Karadonlu
Can Baba Nordondaki amcazadelerimize bağlıdır. Onlar da bize bağlıdır.
Hepsi birbirine bağlı. Koca Leşker, Mir Seyyide bağlı bunlar hep dağılmışlar.
Horasan Pirleri Anadolu’ya dağılmış yetiştirebilmek için o zamanda
vesayit yok. Babamdan çok bu işlerle uğraşan olmasın Bir de divaneymiş.
Buradan hayvanla Erzurum’a kadar
gidermiş. Deli Mahmut derlermiş. Deli Dede dediğin zaman orada Allah gibi
taparlarmış ona. Buradan hayvanla oraya gider dönerken de yakındaki köylere
uğraya uğraya gelirmiş. Ona göre dikkat etki halkı böyle yetiştirmişler.
Hasankale’nin Anzer Köyü’nde amcalarımız var. Buradan gitmiş amcalardan
biri talip içinde kalmış. Nordon Köyü’nde amcalarımız var.
Erzincan’da amcalarımız var. Nedeni de talip kendini sevmişler bırakmamışlar
ve orada kalmışlardır. Dedelerin dağılması da bunlardan olmuş Seyyit Mençek
irfanı, Ağuiçen ismini almış.